English

Namaz kılmanın mucizeleri

Sohbet Odaları | Bilim, Dini Sohbet Odaları »

Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan Ulusal Işın Teknolojisi Merkezi’nde yapılan bir bilimsel araştırma, secde etmenin insanı kanserden koruduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmayla ayrıca secdenin hamile kadınlar için de oldukça yararlı olduğunu ve ceninin şekil bozukluğuna uğramasını engellediğini, bunun yanında yine birçok bedensel ve psikolojik hastalıklara iyi geldiği tespit edildi.

Işın Teknolojisi Merkezi Bölümü Başkanı Biyoloji profesörü Muhammed Ziyaeddin Hamid, bu çağda insanların her yönden elektromanyetik dalgalara maruz kaldığını ve bu nedenle daha fazla ışın aldığını belirterek, vücutta biriken bu yükün mutlaka dışarı atılması gerektiğini bildirdi Sohbet Odaları – Yazının devamını okuyun »

Alevilere mahalle baskısı yapılıyor

Sohbet Odaları | Bilim, Haberler, Yaşam Sohbet Odaları »

Türkiye’de Alevi olmak araştırmasından çıkan sonuçlar
Türkiye’de Alevi vatandaşlara yönelik yoğun bir mahalle baskısının yapıldığı ortaya çıktı.

Hükümetin Alevi açılımı konusunda tartışmalar sürerken, EIDHR (Avrupa Birliği- Demokrasi ve İnsan Hakları Aracı)’nin desteğiyle “Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik için Hareketlenme” başlıklı proje kapsamında “Türkiye’de Alevi olmak” araştırması yapıldı.

Sohbet Odaları – Yazının devamını okuyun »

İBNİ SİNA (980-1037)

Sohbet Odaları | Bilim Sohbet Odaları »

Ünlü Türk filozofu İbni Sina (Ebu Ali el-Hüseyin bin Abdullah İbn-i Sina) Farabi’nin ölümünden otuz yıl sonra , Ağustos 980 tarihinde bugünkü Özbekistan sınırları içerisindeki Buhara şehrinin Afşane köyünde dünyaya gelmiştir ve bütün Ortaçağ Avrupa’sında felsefenin temel taşlarından birisi olarak kabul edilip “Avicenna” ismi ile ün kazanmıştır. Sohbet Odaları – Yazının devamını okuyun »

Cahit Arf HAkkında Bilgi

Sohbet Odaları | Bilim Sohbet Odaları »

Yüksek öğrenimi

Yüksek öğrenimini Fransa’da Ecole Normale Superieure’de 1932′de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya’ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi’nde doktorasını bitirdi.
Kariyeri

Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör ve ordinaryus profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Kolej’de Matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bilim kolu başkanı oldu.

Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1967 yılında Türkiye’ye dönüşünde Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyeliğine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK’a bağlı Gebze Araştırma Merkezi’nde görev aldı. 1985 ve 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı.

Arf, İnönü Armağanı’nı (1949) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü kazandı (1974). Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990′da 3 ve 7 Eylül tarihleri arasında Silivri’de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984′te İstanbul’da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf 1997 yılının Aralık ayında bir kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan ayrıldı.
Çalışmaları
Cahit Arf Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 10 liralık banknotunda

Cahit Arf, cebir konusundaki çalışmalarıyla dünyaca ün kazanmıştır. Sentetik geometri problemlerinin cetvel ve pergel yardımıyla çözülebilirliği konusundaki yaptığı çalışmalar, cisimlerin kuadratik formlarının sınıflandırılmasında ortaya çıkan değişmezlere ilişkin Arf değişmezi ve Arf halkaları gibi literatürde adıyla anılan çalışmaları matematik” gibi kavramların yanı sıra “Hasse-Arf Teoremi” ile anılan teoremler kazandırmıştır.Cahit Arf hep seviyeli bir şekilde çalışmalarını devam ettirmiştir.
Matematik anlayışı

Cahit Arf, matematiği bir meslek dalı olarak değil, bir yaşam tarzı olarak görmüştür. Öğrencilerine sürekli “Matematiği ezberlemeyin kendiniz yapın ve anlayın” demiştir. Hakkında yazılmış bir yazıda şöyle denmiştir:
« Bir zamanlar integrali bilen kimselerin matematikçi, üstel fonksiyonu bilenlerin ise büyük matematikçi sayıldığı ülkemizde derin matematik konularının tartışılacağı hayal bile edilemezdi. Cahit Arf, Türkiye’de matematiğin o günlerden bu günlere gelmesinde en büyük rolü oynamıştır.[kaynak belirtilmeli] »

Cahit Arf “Matematik esas olarak sabır olayıdır. Belleyerek (ezberleyerek)değil keşfederek anlamak gerekir” demiştir.[kaynak belirtilmeli]

“Matematik de resim, müzik ve heykel gibi bir sanattır.” diyerek matematiğin sanatsal yönünü vurgulamıştır.

Pi Sayısı NEdir Kim Bulmuştur :?

Sohbet Odaları | Bilim Sohbet Odaları »

Pi, her türlü matematik işlemince büyük önem taşıyan çok ilginç bir sayıdır. Matematiğin birçok hesaplamasında örneğin; daireler, yaylar, pendulumlar gibi… pi sayısına rastlarız.

Genellikle bilinen en basit pi sayısı pek fazla birşey ifade etmese de yaygınca kullanılır ve bu bakımdan anlamlıdır. Bu sayı aslında bir orandır ve dairenin çevresinin çapına bölümünden elde edilir. Bu oran 3,14 olarak bilinir. Bunu kendiniz de ölçebilirsiniz, mesela evde herhangi bir dairesel cisim bulun fakat mümkün olduğunca büyük olmasına dikkat edin. Elinizde bir bardak var diyelim, eğer bir mezura ile bardağın önce çevresini daha sonra da çapını ölçüp bölerseniz her zaman 3.14 sonucuna ulaşırsınız. Tabi sonucun aslına en yakın olması için gerçekten hassas bir ölçüm yapmak gerekir.

Atomun Tarihteki Gelişimi

Sohbet Odaları | Bilim Sohbet Odaları »

Eski Yunan ve Avrupa felsefesinin babasi olup Yunan Ege Okulunun kurucusu olan Milet’li THALES (M.Ö. 640-546), her seyin sudan geldigini farzediyordu. Süphesiz Thales’e göre mevcut olan sey, sis, su ve toprak sekillerini alabilmelidir. Thales ana madde olarak suyu almakla, akicilik özelliginde kâinatin esas vasfini düsünmüs ve bu vasfin mütemadi sekilde degismesiyle de maddenin gaz, likid ve solid gibi üç ayri fiziksel halinin meydana gelebilecegini ifade etmek istemistir. Milet Okulundan ve Thales’in talebesi ANAXIMANDROS’a göre her seyin mensei olan ana madde müsahhas bir sey olarak düsünülmemelidir; onun bir tek vasfi vardir ki o da sonsuz ve sinirsiz olusudur. Anaximandros’un bu düsüncesi asrimiza kadar fizikte yer almis bulunan uydurma “esîr” mefhumunun ilk tezahürüdür. Anaximandros’un memleketlisi ve talebesi ANAXIMENES (M.Ö. 585-525 tahminen) için bu ana madde hava, Ege Okulundan Efesli HERACLITUS (M.Ö. 490-430) için ise atestir. Sonradan bir tek ana madde ile bir çok seyin  imkansizligi karsisinda bu tek prensip yerine dualist sistem ikame edilmistir. Bu sisteme göre, her sey iyilikle kötülük, sevgi ile nefret gibi birbirine zit iki prensibin karsilikli birlesmesiyle meydana gelir. Süphesiz bu da yeter olmayinca Sicilyali EMPEDOCLES (M.Ö. 490-430) Ege Okulunun tek ana maddesi yerine dört madde düsünür: toprak, su, hava, ates ve bunlarin yaninda iki semevî kuvvet olan sevgi ve nefret her seyin temelini teskil eder. Sevgi unsurlari birlestirir; nefret ise bunlari birbirinden ayirir. Ileride görülecegi gibi, Empedocles’in bu fikirleri Aristo tarafindan da benimsenmis ve hakikattan uzak olmakla beraber Ortaçagda mühim rol oynamistir.

Mensei bu sekilde tasavvur edilen maddenin tanecikli bir yapida oldugu fikri ise en eski bilgilerimizdendir. Filhakika Milâttan önce 1100 yilinda Sayda filozoflarinin, maddenin bölünemez gayet küçük parçaciklardan kurulmus olduklarini düsündükleri hakkinda isaretler vardir. Yine Milâttan 500 yil önce Hintli filozof KANADA, maddenin her yönde daimî surette harekette bulunan pek küçük taneciklerden kuruldugunu ve bunlarin basit oldugunu, zira maddenin sonsuz bir sekilde bölünemiyecegini ortaya atmistir.

Yunan atom teorisi Miletli LEUCIPPUS (M.Ö. 430 tahminen) ve bilhassa talebesi DEMOCRITUS (M.Ö. 470-400 tahminen) tarafindan kurulmus, Sisamli EPICURUS (M.Ö. 306) ve antikitenin en dikkate deger materyalist sistemiyle De Natura Rerum’un (esyanin mahiyeti hakkinda) müellifi Lâtin sair ve fizikçisi LUCRETIUS (M.Ö. 90-95) tarafindan devam ettirilmistir. Bunlara göre madde ancak bir merhaleye kadar bölünebilir. Artik bölünmesi mümkün olmayan son bölünme kismina da Epikurus, Yunancada bölünemez anlamina gelen Atomos’dan Atom adini vermistir. Atomlar sert ve doludurlar. Bir cisim bunlarin birlesmesi ile vücut bulur, ayrilmasa ile de mahvolur. Atomlar hareketlidirler ve çarpismalari neticesinde isi meydana gelir. Atomlarin birbirleriyle birlesme tarzindan cisimlerin gaz, likid ve solid halleri meydana gelir.

ARISTO (M.Ö. 384-321), tabiat hakkindaki sezgisel bilgisi pek derin bir dâhi olmakla beraber maddenin hakikî mahiyetini kavrayamamistir. Onun fikrince hakikatte madde yoktur. Esyayi ancak özellikleriyle taniyabildigimize ve bunlarla farklilandirabildigimize göre, ancak bu özellikler prensip yahut element olarak düsünülebilir. Yani elementler ayri ayri özelliklerden ibarettir. Aristo her seye uygun gelen özellikler arastir-mis ve bunlarin sicak ve soguk, kuru ve yasta bulundugunu sanmistir. Bunlar ikiser ikiser birlestirildiklerinde alti çift elde edilir. Fakat bunlardan sogukla sicak ve kuruyla yas birbirinin zitti oldugu için yok edilir ve neticede dört tane kalir. Soguk ve yas suyu (likid olan sey), soguk ve kuru topragi (solid olan sey), yas ve sicak havayi (gaz olan sey), kuru ve sicak atesi (yanan sey) teskil eder. Iste ortaçagda pek büyük bir rol oynamis olan Aristo’nun dört element teorisinin mensei budur. Süphesiz bunlar bugünkü manâda birer element degildirler. Zira bugünkü manâda bir element, baska cisimlerin birlesiminde bulunan cisimlerdir. Aristo’nun elementleri ise, muayyen ve temel özellikleri gösteriyordu. Böyle bir felsefe yardimiyla herhangi bir olayin sayi ile ve ölçü ile ifadesi mümkün degildi.

Ortaçagda (476-1453) Sark simyacilari Aristo’nun dört elementine civa, kükürt ve tuz gibi üç element daha ilâve ederler. Yalniz bunlarla bugün ayni adi tasiyan cisimler arasinda hiçbir münasebet yoktur. Bunlar cisimlerde az çok bulunurlar. Kükürt, cisme ateste bozulabilme ile rengini ; civa, metalik manzara ile eriyebilmeyi ; tuz da, lezzeti ve çözünebilmeyi verir.

Ortaçag, ortaya atilan bu saçma teorilerden dolayi ilim tarihinde karanlik bir devre olarak yer almistir.

Ilmi bütün bunlardan ilk defa kurtaran ve kimyasal elementin modern mânasini ilme sokan ROBERT BOYLE (1626-1691) olmustur. Boyle denel temelden yoksun bir hipotezi kabul etmeyi kesin olarak reddetmistir. Boyle, madde kavramiyla düsünen bir bilgindir. Ona göre elementleri özellik olarak degil madde olarak almak lâzimdir. Element demek, sadece daha basit maddelere ayrilamayan madde demektir. Öteki cisimler bunlarin bilesikleridir. Bu bakimdan Boyle’a ilk kimyaci gözüyle bakilabilir. Boyle bir atomistikçidir. Fakat henüz kantitatif kimya çagina girilmemis oldugundan bir çok düsünceleri felsefî mahiyette kalmistir. Bununla beraber, Boyle’un arastirmalari tesadüfün mahsulü seyler degildir. The Sceptical Chemist adli eserinden de anlasildigi gibi, bunlar düsünülmüs ve muhakeme edilmis islerdir.

Boyle sayesinde neticeye epeyce yaklasilmis iken XVIII. Yüzyil kimyacilari, mevcut vakâlari hiç düsünmeden ve üstelik bunlarla çelisme halinde olmasina ragmen eski Yunandan kalma bir zihniyet mirasiyla genel fikirler basvurmuslardir. XVIII. Yüzyil STHAL’in flogiston devridir. Bu teoriye göre, her yanici cisim, biri yanici olmayan sabit bir madde ile (kül, toprak) öteki yanici bir prensip yani flogiston yahut flogistikten ibarettir. Flogiston maddî birlesim bakimindan çok yanlistir ; bizi element ve birle-sik cisim hakkinda yanlis düsüncelere götürür. Meselâ metaller birlesik, oksitler ise basit cisimlerdir. Üç çeyrek yüzyil zarfinda kimyaya hâkim olan bu teori, element mefhumunun gelismesine hiç de müsait degildi ; zira maddenin temel özelligi olan kütleyi hiç göz önüne almiyordu.

Yeni kimyanin kurucusu büyük âlim LAVOISIER ile kantitatif kimya çagi dogmus ve flogiston teorisi ortadan kalkmistir. Lavoisier ile madde gerçek manâsini almis ve elementin kantitatif tarifi verilmistir. Lavoisier için element, eldeki vasitalarla ayristirilamayan cisimdir.

Ancak maddenin gerçek anlami anlasildiktan ve elementin gözlem ve denemeye uygun dogru bir tarifi verildikten sonradir ki modern atomistik’in dogusu beklenebilirdi ve gerçekten de öyle olmustur.

Leonardo da Vinci

Sohbet Odaları | Bilim Sohbet Odaları »

Leonardo, genç bir noter olan Ser Piero da Vinci’nin ve muhtemelen bir çiftçi kızı olan Caterina’nın evlilik dışı çocuğu olarak Vinci kasabası yakınlarındaki Anchiano’da dünyaya geldi. Avrupa’daki modern isimlendirme kurallarının yerleşmesinden önce dünyaya tam ismi, “Vincili Piero’nun oğlu Leonardo” manasına gelen “Leonardo di Ser Piero da Vinci”dir. Eserlerini “Leonardo” ya da “Io, Leonardo (Ben, Leonardo)” olarak imzalamıştır.

Somut kanıtlar bulunmasa da, Leonardo’nun annesi Caterina’nın, babası Piero’ya ait Ortadoğulu bir köle olduğu tahmin ediliyor. Babası, Leonardo’nun doğduğu yıl, Albiera adındaki ilk eşi ile evlendi

Leonardo’ya bebekliğinde annesi baktı, annesi başka biriyle evlendirilerek komşu kasabaya yerleşince, babasının nadiren uğradığı büyükbabasının evinde yaşamaya başladı; arada sırada Floransa’ya babasının evine giderdi. Babasının ilk eşinden çocuğu olmadığı için aileye kabul edilmişti ama amcası Francesco dışında ailedeki kimseden sevgi görmedi.

Cam Sıvımıdır:? Katımıdır :?

Sohbet Odaları | Bilim Sohbet Odaları »

Cam, çoğunlukla saydam veya yarısaydam halde kullanılan, genellikle sert, kırılgan olan ve sıvıların muhafazasına imkân veren inorganik sıvı malzeme. Antik çağlardan beri gerek inşaat, gerekse süs eşyası olarak camdan yararlanılmaktadır. Günümüzde halen en basit araç gereçlerden iletişime ve uzay teknolojilerine kadar çok yaygın bir kullanım alanı vardır.

Cam ani soğutulmuş alkali ve toprak alkali metal oksitleriyle, diğer bazı metal oksitlerin çözülmesinden oluşan akışkan bir malzeme olup ana maddesi (SiO2) silisyumdur. Cam amorf yapısını koruyarak katılaşır. Üretim sırasında hızlı soğuma nedeniyle kristal yapı yerine amorf yapı oluşur. Bu yapı cama sağlamlık ve saydamlık özelliğini kazandırır.

Cam ilk olarak antik çağlarda üretilmiştir ancak bulunuş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Mevcut en eski cam eşyalar, Afrikada’da bulunmuş

Cam bir amorf sıvıdır.. Bu Haliyle de yer yer davranış olarak sıvı halde bir maddeye benzer. Sıvı maddelerin genel özelliklerinden olan viskozite, camda da bulunan bir özeliktir. Diğer bir deyişle cam akışkan bir maddedir ancak akış süresi o kadar uzundur ki bu akışı bir insan gözlemleyemez, yaşam süresi yetmez. Bu yüzden bizler camı sıvı bir madde olarak nitelendirebiliriz. Bundan başka camlar, katılar kadar belirgin erime sıcaklığı olmayan, sıvı davranışı gösteren katı bir faz olarak da nitelendirilebilir.

Get Adobe Flash playerYapımcı wpburn.com WP themes

Düzenleme KaraKartaL tarafından yapılmıştır. Sitemiz Sohbet , Chat ve Sohbet Odaları kelimelerinde öncülük etmektedir
- Sohbet Odaları cinsel sohbet Sohbet Odası Sohbet Siteleri
Sitemaplarımız: Sitemap - Sitemap - Sitemap Sitemap
Sohbet odaları - Sohbet Siteleri - Chat Odaları - Sohbet odası - Chat Sohbet Odaları - Bedava Sohbet Odaları