Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/sohbetod/public_html/blog/wp-config.php:1) in /home/sohbetod/public_html/blog/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Sohbet Odaları - Sohbetodalari.org » türk http://www.sohbetodalari.org/blog www.Sohbetodalari.org/blog Sohbet odaları Sun, 23 Jan 2011 17:42:22 +0000 en hourly 1 http://wordpress.org/?v=3.0.1 TARİHTEN GELECEĞE TÜRK DİLİ http://www.sohbetodalari.org/blog/tarihten-gelecege-turk-dili/ http://www.sohbetodalari.org/blog/tarihten-gelecege-turk-dili/#comments Fri, 17 Sep 2010 17:13:33 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=2116 Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300′den fazla Türkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000 arasına çıkmakta, yani bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir. Ortak sözler Türklerle Sümerlerin komşu olduklarını da gösterir. Türklerin hiç olmazsa bir bölümü M.Ö. 2000-3000 yılları arasında, belki de daha önce Ön Asya’da yaşamış olmalıdır.

M.Ö. 7.-3. yüzyıllar arasında Karadeniz’le Hazar’ın kuzeyinde ve Kuzeydoğusunda yaşayan Sakaların önemli bir bölüğü ve yöneticileri de büyük ihtimalle Türktü. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış olan Sakaların kadın hükümdarının adı Yunan kaynaklarında Tomiris olarak geçer. Bu kelime Türkçe Temir (demir) olsa gerektir.

Dîvânü Lûgati’t-Türk’te anlatıldığına göre İskender’in Türkistan seferi sırasında (M.Ö. 330′lar) Türklerin bir kısmı, hükümdarları Şu yönetiminde Hocent civarında, yani Seyhun’un yukarı havzalarında idiler. İskender’in gelişiyle Şu ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oğuzlar ise Hocent civarında kaldılar.

Çin kaynaklarındaki ilk bilgilere göre Türkler Çin’in kuzeyindeki bozkırlarda yaşıyorlardı. M.Ö. 220′lerde ortaya çıkan Tuman (Teoman) Yabgu ve M.Ö. 209′da hükümdar olan oğlu Motun (Mete) Yabgu, Hunların büyük hükümdarları idiler ve merkezleri bugünkü Moğolistanda bulunan Orhun vadisinde idi. Hunlardan sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler, Uygurlar dönemlerinde, M.S. 840′a kadar Türklerin merkezi Orhun vadisinde olmuştur. M.Ö. 220 – M.S. 840 arasındaki 1000 küsur yıllık dönemde Türkler kudretli zamanlarında Okyanus kıyılarından Hazar’a, hatta bazen Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanan topraklara hükmediyorlardı. Türklerden bir bölüğü M.S. 370′lerde İdil’i geçmiş ve Kafkaslarla Karadeniz’in kuzeyine ulaşmıştı. Batı Hunları, Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar 370′ten başlayarak yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa ve Balkanları yönetimleri altında bulundurmuşlardır.

Asya ve Avrupa Hunlarına ait herhangi bir Türkçe metin elimizde bulunmamaktadır. Ancak Çin ve Bizans kaynaklarına geçen bazı özel adlar ve kelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen tehri, kut, yabgu, ordu, temir gibi sözlerin Çinceleşmiş biçimleri, milât yıllarına ait Türkçe verilerdir. Attilâ’nın babasının adı olan Muncuk (Boncuk) ve oğullarının adları Dehizik, İrnek, İlek Türkçeyle açıklanabilmektedir. 6.-9. yüzyıllardaki Tuna Bulgarlarından yıl ve ay adları ile birkaç kelimelik bazı küçük metinler kalmıştır. Yıllar hayvan adlarıyla adlandırıldığı için yıl adları aynı zamanda çeşitli hayvanların adlarını gösteriyordu. Aylar sıra sayılarıyla ifade edildiği için Bulgar Türkçesindeki sayıların adlarını da böylece öğrenmiş oluyorduk.

Moğolistan’da bulunmuş olan 6 satırlık Çoyr yazıtı tarihi bilinen en eski metindir. İlteriş Kağan’a katılan bir askeri anlatan metin 687-692 arasında yazılmış olmalıdır. Orhun anıtları olarak bilinen İşbara Tamgan Tarkan (Ongin), Köl İç Çor (İhe-Huşotu), Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kağan anıtları 719-735 yılları arasında yazılmışlardır. Uygurların ikinci kağanı Moyun Çor Kağan’a ait Taryat, Tes ve Şine-Usu anıtları 753-760 arasında dikilmiştir. Moğolistan’da, Yenisey vadisinde, Kazakistan’da, Talas’ta (Kırgızistan), Kuzey Kafkasya’da, İdil-Ural bölgesinde, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Polonya’da Göktürk harfleriyle yazılmış daha yüzlerce yazıt bulunmuştur. Bu küçük yazıtların 7.-10. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilmektedir. Demek ki bu yüzyıllarda Doğu Avrupa ve Balkanlardan, hatta Macaristan’dan Güney Sibirya’ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada Türkçe, Göktürk harfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmaktaydı.

9. yüzyıldan itibaren Türkçenin yazılı ürünlerini daha güneyde, Tarım havzasında da görmeye başlıyoruz. 840′ta Tarım havzasında ve Gansu bölgesinde devletler kuran Uygurlar; Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi alfabeleriyle kâğıt üzerine yüzlerce eser yazdılar, yüzlerce belge bıraktılar. Hatta bunların bir kısmı yazma değil, basma eserlerdi. Uygur yazılı eserleri, Gansu bölgesinde 17. yüzyıla kadar devam etmiştir.

11. yüzyılda Kâşgar ve Balasagun çevresi de bir Türk kültür çevresi olarak ortaya çıkar. 1069 tarihli Kutadgu Bilig Balasagun’da yazılmaya başlanmış, Kâşgar’da Karahanlı hükümdarına sunulmuştur. 1070′lerde Bağdat’ta kaleme alınan Dîvânü Lûgati’t-Türk de aslında Kâşgar muhitinin eseridir. Türkler 10. yüzyılda Müslüman oldukları hâlde 11. yüzyılda Arap yazısı henüz Türklerin yazısı hâline gelmemişti. Kâşgarlı Mahmud 1070′lerde Türk yazısının Uygur yazısı olduğunu kesin şekilde kaydeder.

Kâşgarlı Mahmud Türklerin 20 boy olduğunu yazar ve onları batıdan doğuya doğru şöyle sıralar: 1. Beçenek, 2. Kıfçak, 3. Oğuz, 4. Yemek, 5. Başgırt, 6. Basmıl, 7. Kay, 8. Yabaku, 9.Tatar, 10. Kırkız, 11. Çigil, 12. Tohsı, 13. Yağma, 14. Uğrak, 15. Çaruk, 16. Çomul, 17. Uygur, 18. Tangut, 19. Hıtay. Listedeki Hıtay’ı Kâşgarlı’nın ifadesiyle “Çin ülkesi” olarak ayırmak gerekir. Bu sıralamadan az sonra Kâşgarlı Beçeneklerle Kıfçaklar arasına Suvarlarla Bulgarları yerleştirir. Kâşgarlı’nın iki dilli oldukları için dillerini bozuk saydığı Soğdak, Kençek, Argu ve Tangutlardan Arguları da Türk boyları arasında saymalıyız. Demek ki 11. yüzyılda Balkanlardaki Bizans sınırından Çin ve Moğalistan içlerine kadar Türkçe konuşuluyordu.

13. yüzyılda Türk yazı dilinin merkezîleştiği bölge Aral’ın güneyindeki Harezm bölgesidir. 13.-14. yüzyıllarda Altınordu’nun merkezi olan Hazar’ın kuzey kıyısındaki Saray’dan hatta daha batıdaki Kırım’dan Tarım havzasının doğusundaki Gansu’ya kadar Türk yazı dili kesintisiz olarak kullanılıyordu. Tarım havzasıyla Gansu’da kullanılan dile Türkoloji literatüründe Uygur Türkçesi, Altınordu ve Türkistan sahasında kullanılan dile ise Harezm Türkçesi denmektedir. Ancak ikisi arasında ses ve gramer yönünden hemen hemen hiç fark yoktur. Yazıları ise farklıdır. Birincisi Uygur, ikincisi Arap yazısını kullanır.

13. ve 14. yüzyıllarda Türk yazı dili, bu ana sahadan başka üç coğrafyada daha kullanılıyordu. Bunlardan biri Yukarı İdil (bugünkü Tataristan) sahasıdır. Burada bulunan mezar kitabelerinin dili İdil Bulgarcası idi. İkincisi Mısır ve kısmen Suriye idi. Buradaki yazı dili Harezm Türkçesine çok yakındı ve Kıpçak Türkçesi adını taşıyordu. Üçüncü saha Azerbaycan ve Anadolu sahasıydı. 13. yüzyılda bu alanda Oğuz ağzına dayanan yeni bir yazı dili doğmuştu. Bu yazı dili Balkanlara doğru sahasını genişleterek kesintisiz şekilde bugüne dek sürmüştür. Sadece mezar kitabelerinde gördüğümüz İdil Bulgarcası 14. asırdan sonra yerini Kıpçakçaya bırakır. Mısır ve Suriye’de ise 15. yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz olur.

Karadeniz, Kafkaslar, Hazar denizi ve İran, Kuzey-Doğu Türkçesi ile Batı Türkçesini ayıran tabiî sınırlardır. 11. yüzyıldan itibaren Oğuzlar İran’ı aşarak Azerbaycan ve Anadolu’ya gelmişler ve Batı Türklüğünü oluşturmuşlardır. Batı Türklüğü 14. yüzyılda Balkanlara taşmış, daha sonra Macaristan sınırına dayanmıştır. Bugünkü Irak ve Suriye’nin kuzey bölgeleri de Batı Türklerinin 11. yüzyıldan itibaren yerleştikleri yerlerdi ve buralardaki nüfus Anadolu Türklüğünün tabiî uzantısıydı. Öte yandan Kuzey Afrika ve Arap ülkelerine de önemli miktarda Osmanlı Türkü yerleşmişti. Bütün bu sahalarda Batı Türkçesi ortak bir yazı dili olarak kullanılmıştır. 13. ve 14. yüzyıllarda Anadolu ve Azerbaycan’da yazılan eserleri, yazı dili olarak birbirinden ayırmak kolay değildir. Bu asırlarda yazı dili henüz standartlaşmamıştır; esasen Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlarda henüz siyasî birlik de yoktur; bölgede çeşitli Türk beylik ve devletleri hüküm sürmektedir. 15. yüzyılda Osmanlılar güçlenerek birliği kurmaya yönelirler ve yeni oluşmaya başlayan İstanbul ağzı esasında Osmanlı Türkçesi standart hâle gelir. 16. yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile birlikte Suriye ve Irak da Osmanlı topraklarına dahil olur; böylece bu bölgeler de Osmanlı Türkçesi alanı içine girerler. Kuzey ve Güney Azerbaycan, İran’la birlikte bir başka Türk devletinin, Safevîlerin yönetiminde kalır. Ancak yine de 16. asırda Azerbaycan ve Osmanlı yazı dillerinin kesin şekilde ayrıldığını söylemek doğru değildir. Hatayî ve Fuzulî her iki çevrenin de şairidir. 17. yüzyıldan sonra iki yazı dilinin ayrıldığını söylemek mümkündür; ancak aralarındaki fark yok denecek kadar azdır.

Kuzey ve doğu Türklerinde Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki Çağatay Türkçesi tek ve ortak yazı dili olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar sürdü. Bunun bir tek istisnası vardı: Kırım Hanlığı. Osmanlı idaresinde bulunduğu için Kırım Hanlığında kullanılan yazı dili Osmanlı Türkçesi idi.

13. yüzyıldan itibaren iki ayrı yazı dili hâlinde gelişen Doğu ve Batı Türkçeleri sürekli olarak birbirleriyle temasta olmuşlardır. Çağatay sahası eserleri, özellikle Nevayî Osmanlı ve Azerbaycan Türklerince hep okunmuştur. Buna karşılık Osmanlı eserleri de özellikle İdil-Ural bölgesinde sürekli okunmuştur. Osmanlı ve Azerbaycan sahasında Nevayî’ye Çağatayca olarak nazireler yazılmış ve bu 19. yüzyıla kadar sürmüştür.

1552′de Kazan’ın düşmesiyle başlayan Rus yayılması 1885′te Batı Türkistan’ın işgaliyle tamamlanmıştır. Doğu Türkistan 1760′larda Çin işgaline uğramıştı. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde bağımsız olan Türkler sadece Osmanlı Türkleriydi.

19. yüzyılın ortalarında Türk yazı dilleri için yeni bir süreç başlar. Kazan Üniversitesinde hocalık yapan müsteşrik ve papaz İlminski, her Türk boyunun konuşma dilinin ayrı bir yazı dili hâline gelmesi gerektiği görüşünü ortaya koyar ve bunun için çalışmaya başlar. Özellikle Tatar aydınlarıyla Kazan’da okuyan Kazak aydınları üzerinde etkili olur. Bu iki Türk boyunun bazı yazar ve şairleri, ortak olan Çağatay yazı dili yerine kendi konuşma dillerini yazı dili hâline getirmeye çalışırlar. Yüzyılın sonlarına doğru Tatar ve Kazak yazı dillerinin ilk eserleri verilmeye başlar. İlminski’ye karşılık Gaspıralı İsmail, 1884′te Bahçesaray’da (Kırım) çıkarmaya başladığı Tercüman gazetesi ve Türk dünyasının her tarafında açtırdığı usûl-i cedit okulları vasıtasıyla ortak yazı dilini savunur; bütün Türk dünyasının sadeleştirilmiş İstanbul Türkçesinde birleştirilmesini ister. Rusya’da Meşrutiyetin ilân edildiği 1905 yılından itibaren Kırım, İdil-Ural, Azerbaycan ve Türkistan bölgelerinde Türk yazı dili konusu sıkı bir şekilde tartışılır. Gaspıralı İsmail’in tesirinde kalan Türk aydınları yazı dilinde birlik fikrini savunurlar ve buna uygun eserler verirler. İlminski’nin fikirleri ise başka müsteşrikler ve Çarlık memurları tarafından yayılmaya çalışılır. İlminski gibi bir papaz ve müsteşrik olan Nikolay Ostroumov 1870′ten 1918′e kadar Türkistan Vilâyetinin Gazeti’ni çıkararak bu gazete vasıtasıyla İrancalaşmış Özbek ağızlarını yazı dili hâline getirmeye çalışır. 1888-1902 arasında çıkarılan Dala Vilâyeti gazetesi Kazakçayı, 1905-1908 arasında çıkarılan Mecmûa-yı Mâverâyı Bahr-ı Hazar Türkmenceyi yazı dili yapmaya uğraşır. Her üç gazete de Çar idaresince çıkarılmaktadır. Yüzyılın başındaki bu tartışma ve uygulamalar kaynaklara ulaşmanın zorluğu yüzünden bugüne kadar ciddî şekilde araştırılmış değildir. Ancak 1917′deki Bolşevik ihtilâlinden sonra serbest tartışma ortamı yok edilmiş, İlminski ve Ostroumov’un fikirleri zorla uygulanarak her Türk boyunun konuşma dili ayrı yazı dili hâline getirilmiştir. Bu süreç Sovyetler Birliği’nde 1930′larda tamamlanmıştır. Çin idaresindeki Doğu Türkistan’da ise Uygurca, Çağatay yazı dilinin devamı olarak sürerken 1949′daki komünist idareden sonra mahallîleştirilmiştir. Alfabe değişiklikleriyle bu süreç hızlandırılmış, her Türk yazı dili için ayrı alfabeler oluşturularak farklılık artırılmaya çalışılmıştır. Bütün bu çalışmalar sonunda bugün 20 Türk yazı dili ortaya çıkmış bulunmaktadır: 1) Türkiye Türkçesi, 2) Gagavuz Türkçesi, 3) Azerbaycan Türkçesi, 4) Türkmen Türkçesi, 5) Kırım Tatar Türkçesi, 6) Karaçay-Malkar Türkçesi, 7) Nogay Türkçesi, 8) Kumuk Türkçesi, 9) Kazan Tatar Türkçesi, 10) Başkurt Türkçesi, 11) Kazak Türkçesi, 12) Karakalpak Türkçesi, 13) Kırgız Türkçesi, 14) Özbek Türkçesi, 15) Uygur Türkçesi, 16) Altay Türkçesi, 17) Hakas Türkçesi, 18) Tuva Türkçesi, 19) Saha (Yakut) Türkçesi, 20) Çuvaş Türkçesi. Rusya bugün dahi yeni yazı dilleri oluşturma fikrini bırakmış değildir. Tataristan Cumhuriyeti dışında kalan Batı Sibirya Tatarları ile Güney Sibirya’daki Şorların ağızları bazı fonlar ve yardımlar yoluyla yazı dili hâline getirilmeye çalışılmaktadır.

Türk dünyasında 1990′dan beri yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur. Şimdi artık kendi kültür politikalarını kendileri tayin edecek duruma gelmişlerdir. Nitekim bunun etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991 Aralığında Azerbaycan, 1993 Nisanında Türkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Şubatında Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Öte yandan Kırım Türkleri ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni alfabeyle basmaya başlamışlardır.

“Dil dışı şartlar” dediğimiz siyasî, iktisadî ve kültürel ilişkiler de Türk yazı dilleri arasında yeni etkileşim ve oluşumlara yol açmaya başlamıştır. Türkiye’de Türk cumhuriyetlerinin edebiyatlarına ait bazı parçalar lise edebiyat kitaplarına konmuştur. Türk Ocakları, Kültür Bakanlığı, TÖMER gibi kuruluşlarca Türk lehçelerini öğreten kurslar açılmıştır. Nihayet dört üniversitede (Ankara, Gazi, Muğla, Atatürk) Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümleri açılmıştır. Pek çok Türkiyeli genç Türk cumhuriyetlerinde öğrenim görmektedir. Sayıları az da olsa sosyal bilim dallarındaki bazı genç araştırıcılar Türk toplulukları arasında araştırmalar yapmaya başlamışlardır. Avrasya televizyonunun bazı genç yapımcıları da Türk dünyasına sık sık giderek yeni yapımlara imzalarını atmaktadırlar. Siyasî, iktisadî, ilmî ve kültürel heyetler de sık sık bu dünyaya yolculuk etmektedir. Türk cumhuriyet ve topluluklarında uzun süreli kalan iş adamları ve görevliler de az değildir. Bütün bu teşebbüs ve ilişkiler Türk lehçelerinin Türkiyeli aydınlar ve gençler tarafından öğrenilmesine yol açmaktadır.

Türkiye Türkçesinin diğer Türklerce öğrenilmesi ise çok daha büyük ölçülerde karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de öğrenim görerek bizim lehçemizi öğrenen öğrencilerin sayısı 10.000′i geçmiştir. İktisadî, kültürel veya ilmî sebeplerle Türkiye’ye gelip kısa veya uzun süreli ülkemizde kalan ve Türkiye Türkçesiyle bizlerle anlaşabilen pek çok insan vardır. Öte yandan Türk cumhuriyet ve topluluklarında pek çok okul açılmıştır ve bu okullarda on binlerce öğrenci okumakta, Türkiye Türkçesini öğrenmektedir. Doğrudan doğruya Türk televizyonlarını izleyebilen Azerbaycan veya Avrasya yayınlarına bakan Türkistan cumhuriyetleri bu kanalla da Türkiye Türkçesine aşina olmaktadır.

Bütün bu temas ve faaliyetlerin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda görebiliriz. Türk televizyonlarını izleyen Azerbaycanlı çocuklar daha şimdiden Türkiye Türkçesindeki farklı kelimeleri tanımaya ve hatta kullanmaya başlamışlardır. Samaylot yerine uçak kelimesi pek çok Türk topluluğuna ulaşmıştır. Türkiye Türkleri de artık orun (yer), kıyın (zor), çalar (nüans), kayıtmak (geri dönmek), aylanmak (çevresinde dönmek), uçraşmak (karşılaşmak), tapmak (bulmak) gibi kelimeleri tanımaya başlamalıdırlar.

Eski Sovyetler dışındaki Türk dünyası ile ilişkilerimiz de artmıştır. Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan ülkelerinde yaşayan Türklerle artık daha sık temas hâlindeyiz. Balkanlardan gelen pek çok Türk genci de Türk üniversitelerinde okumaktadırlar. Bu ülkelerin çoğunda ilk ve orta dereceli okullarda Türkçe öğretim yapılmakta, Türkçe gazete ve dergiler çıkarılmaktadır. Hemen hemen hepsinden Türk televizyonları izlenmektedir. İran’da da Azerbaycan Türkçesiyle (Arap harfleriyle) dergi ve kitaplar yayımlanmakta, belirli saatlere mahsus olarak radyo ve televizyon yayınları yapılmaktadır. İran’da artık Türkçe eğitim talepleri başlamıştır. Irak’ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yıldan beridir Türkçe öğretim yapılmaya başlanmıştır; Türkçe gazete ve televizyon yayınları yapılmaktadır.

Türk dili yarın nasıl olacaktır? Yukarıda sayılan gelişmeler elbette Türk dilinin yarınını büyük ölçüde belirleyecektir. 20 yıl sonra Türkiye Türkçesi, Türk dünyasındaki pek çok aydın tarafından bilinen ve Türkler arası plâtformlarda kullanılan bir iletişim dili olacaktır. Bu süre içinde Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olması da muhtemeldir. Türk dünyasının bazı genç aydınları az da olsa makale, şiir, hikâye ve kitaplarını Türkiye Türkçesiyle yazmaya başlayacaklardır. Onların, bizim yazı dilimizle yazdıkları eserlerde kendi lehçelerine ait bazı kelimeler, hatta fonetik ve morfolojik özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o lehçelerden küçük tatlar almaya başlayacağız. Şüphesiz Türkiye Türklerinden yetişmiş bazı şair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve bazı özellikler serpiştireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendi kaynaklarından beslenerek zenginleşmesine, hem de yeni tatlarla çeşitlenmesine yol açacaktır. Böylece 4000 yıl önce Sümer kaynaklarında görülen agar (ağır), di- (demek), dingir (tenri-tanrı), dug- (dökmek), men (ben), zae (sen), zag (sağ), gişig (eşik-kapı) gibi kelimeler önümüzdeki bin yıllarda sonsuzluğa doğru yollarına devam edeceklerdir.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/tarihten-gelecege-turk-dili/feed/ 0
Sanat Dünyasından İntihar http://www.sohbetodalari.org/blog/sanat-dunyasindan-intihar/ http://www.sohbetodalari.org/blog/sanat-dunyasindan-intihar/#comments Wed, 05 May 2010 08:52:43 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=2064 Uluslararası sanat piyasasında Altın Türk olarak bilinen Sotheby’s’in 37 yaşındaki kıdemli başkan yardımcısı Ali Can Ertuğ, pazartesi akşamı New York’ta intihar etti.

Ertuğ, uluslararası sanat piyasasının Altın Türk’ü diye anılıyordu.

Müzayede evi Sotheby’s’in kıdemli başkan yardımcısı Ali Can Ertuğ, pazartesi akşamı New York’ta 37 yaşında intihar etti. Uluslararası sanat piyasasının Altın Türk’ü diye anılan Ertuğ, şirkette Ortadoğu pazarı ve oryantalist ressamlar konularından sorumluydu. Ayrıca Türk sanatçıların uluslararası sanat piyasasına açılmasını sağlayan Türk müzayedelerinin yaratıcısıydı.

TÜRK ALICILARLA PARLADI

Ertuğ, Türkiye’de doğdu ve Alman Lisesi’nde okudu. Liseden sonra 1992’de Amerika’nın en iyi okullarından Vassar Üniversitesi’nde sanat tarihi okumaya başladı. Mezuniyetin ardından da Sotheby’s’e girdi. 1996’dan 1999’a kadar, 19. yüzyıl resimleri departmanında, Osmanlı temalı resim uzmanı olarak çalıştı.

Türk alıcıların uluslararası sanat piyasasında ağırlığı arttıkça Ertuğ’un adı da parladı. İlk sıçramasını Sotheby’s ile birlikte dünyanın en büyük iki müzayede evinden biri olan Christie’s’e geçerek yaptı. 1999’da direkt başkan yardımcısı oldu ve 9 yıl boyunca 19. Yüzyıl Avrupa Sanatı’na baktı. Türkiye piyasası yine onun kontrolündeydi. Christie’s’de yapmak istediklerini tamamlayınca 2008’de ilk başladığı yer olan Sotheby’s’e döndü. Ancak uzman olarak ayrılmışken, bu sefer kıdemli başkan yardımcısı olarak görevine başladı.

SİLİNMEYECEK BİR İZ BIRAKTI

New York’ta yaşıyan Ertuğ, sürekli dünyayı dolaşıyordu. Londra, İstanbul, Doha, Kahire… Saat dilimlerine bölünmüş, bir günün hiçbir zaman 24 saat olmadığı bir yaşam sürüyordu. Az uyuyordu ve New York’ta yaşarken Avrupa saatini de yakalamaya çalışıyordu. Ertuğ, bütün bu koşuşturmayı bir pazartesi günü bitirmek istedi ve Manhattan’da yaşamına son verdi. Sotheby’s müzayede evi ise bir açıklama gönderdi. İki paragraflık metinde şöyle deniliyordu: “Meslektaşımız ve dostumuz Ali Can Ertuğ’un Manhattan’da aniden öldüğünü üzülerek bildiririz. Çok kısa bir zamanda ve gencecik bir yaşta, silinemeyecek bir iz bırakarak ayrıldı.”

35. KATTAN ATLADI

New York polisi, Central Park yakınında bir binanın 35. katından atlayarak yaşamına son veren Ertuğ’un ölümünde bir suç unsuru olmadığını söyledi.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/sanat-dunyasindan-intihar/feed/ 0
Mahallemizi Ateşe Verdiler! http://www.sohbetodalari.org/blog/mahallemizi-atese-verdiler/ http://www.sohbetodalari.org/blog/mahallemizi-atese-verdiler/#comments Sun, 02 May 2010 14:05:50 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=2036 Dün gece Almanya’nın Kreuzberg şehrinde türk mahallelerinde hareketli dakikalar yaşandı!

Türkiye’de 1 Mayıs kutlamaları olaysız geçti. Ancak özellikle ekonomik krizdeki Yunanistan başta olmak üzere birçok Avrupa kentinde 1 Mayıs olaylar çıktı. Almanya’nın başkenti Berlin’de Türklerin de yoğun olarak yaşadığı Kreuzberg’de dün gece olaylar çıktı. Göstericiler önlerine gelen her şeyi ateşe verdi.

Kreuzberg’de çok sayıda maskeli gösterici polise şişe, taş ve havai fişekler ile saldırırken, kurdukları barikatları da ateşe verdi.
Berlin polisi, göstericilere coplarla karşılık verdi. Olaylar sırasında bir polis ağır yaralandı.

Göstericiler arasında da yaralananların olduğu ve çok sayıda göstericinin gözaltına alındığı belirtildi.

BANKAYI ATEŞE VERDİLER

Almanya’nın Hamburg kentinde de, çok sayıda gösterici polise, şişe ve taşlarla saldırdı, otomobilleri devirdi, kurulan barikatları ateşe verdi.

Polis yetkilileri, olaylar sırasında bir eczanenin yağmalandığını, bir bankanın camlarının kırıldığını, diğer bir bankanın da giriş kapısının hasara uğradığını belirtti.

Polis bir çok göstericinin gözaltına alındığını ve tazyikli suyla dağıtıldığını bildirdi.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/mahallemizi-atese-verdiler/feed/ 0
Google’ı Dolandırmış Türk Firmalarıda Varmışş… http://www.sohbetodalari.org/blog/googlei-dolandirmis-turk-firmalarida-varmiss/ http://www.sohbetodalari.org/blog/googlei-dolandirmis-turk-firmalarida-varmiss/#comments Wed, 07 Apr 2010 14:29:26 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=1569 Her Şeyin ince ayrıntılarla ve büyük bir titizlikle ilerlediği Google da dolandırmaya marus gitti…

Üstelik bu dolandırmayı da Türkler yaptı.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/googlei-dolandirmis-turk-firmalarida-varmiss/feed/ 0
İşte Türk Malı Elektrikli Otomobil http://www.sohbetodalari.org/blog/iste-turk-mali-elektrikli-otomobil/ http://www.sohbetodalari.org/blog/iste-turk-mali-elektrikli-otomobil/#comments Fri, 19 Mar 2010 09:20:08 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=1107 Türk işadamı Alphan Manas’ın Fransız otomobil karoser üreticisi Heuliez’i satın almak için anlaşma sağladığı bildirildi. Fransız Haber Ajansı, Sanayi Bakanlığı’na atıfta bulunarak verdiği haberde, uzun zamandır zarar eden şirketin Türk işadamı tarafından bu ay sonuna kadar satın alınacağını duyurdu.

SERMAYE ARTACAK

Fransız Haber Ajansı (AFP), Türk işadamının ülkenin batısındaki Poitou-Charentes bölgesinde, yaklaşık 600 kişinin çalıştığı fabrikanın sermayesini 30 milyon euro artıracağını bildirdi. AFP’ye konuşan Türk işadamı, ilke olarak anlaşma sağlandığını, ayrıntılı mali araştırmaların ardından, kendileri için tatmin edici bir sonuç almaları halinde şirketi satın almaya hazır olduklarını ifade etti. Manas, Türkiye’deki sanayicilerin de kendisine ortak olarak katılabileceklerini söyledi. Yatırımın finansmanında yerli üreticilerden olumlu bir sonuç çıkmasa da Karsan projeye destek verebileceğin açıklamıştı. Fransa’nın köklü otomotiv şirketlerinden olan Heuliez’i satın almak için daha önce Türk tasarımcı Murat Günak ile birlikte 20 milyon euroluk teklif veren Brightwell Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alphan Manas, bunun Türkiye açısından çok önemli ve kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu söylemişti. Cenevre Otomobil Fuarı’nda Türk tasarımcı Murat Günak’a ait Mia’yı tanıtan Manas, burada yaptığı açıklamada Heuliez şirketinin satın alınması sürecinin tamamlanması halinde bunun Türkiye açısından da büyük bir fırsat olacağını kaydetmişti.

KıZıNıN ADıNı VERDi

Günak tarafından geliştirilen ve kızı ‘Mia’nın adını taşıyan elektrikli aracın, üretildiğinde 15 bin euro civarında fiyata sahip olması bekleniyor. Renk değiştirme özelliğine de sahip olan Mia konseptinin seri üretime geçmesi halinde 20 bin adetlik üretiminin Fransa’da gerçekleştirilmesi, talebin artması halinde de üretimin Türkiye’ye taşınacağı belirtiliyor.

Yeni pil teknolojisi Mia’da kullanılacak

Türk tasarımcı Murat Günak, Heuliez’in satın alınması halinde şirketin bir anlamda ortağı olacak. Heuliez’in Fransa’nın yanı sıra ispanya ve Slovakya’da da tesisleri bulunuyor. Alphan Manas, Heuliez’e aynı zamanda teknoloji de getireceklerini belirterek, ‘Üzerinde çalıştığım yeni nesil pil teknolojisiyle ilgili bir projem var. Bunu da Heuliez’e getirip, ürettiğimiz Mia’larda kullanmayı düşünüyoruz. Bu pil teknolojisi, şarj süresini yarı yarıya kısaltacak’ demişti.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/iste-turk-mali-elektrikli-otomobil/feed/ 0
Adı “Cihat” olan hastayı muayene etmedi http://www.sohbetodalari.org/blog/adi-cihat-olan-hastayi-muayene-etmedi/ http://www.sohbetodalari.org/blog/adi-cihat-olan-hastayi-muayene-etmedi/#comments Sun, 07 Mar 2010 13:08:03 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=776 Almanya’da bir diş doktoru, Cihat isimli Türk hastayı muayene etmedi.

Almanya’da Stuttgart yakınlarındaki Donaueschingen kentinde bir diş doktoru, adı Cihat olan bir Türk hastayı muayene etmedi.

Schwarzwälder Boten gazetesinde yer alan haberde, 16 yaşındaki Cihat Çelik’in iki yıldır gittiği diş doktorunun kapalı olması nedeniyle, bölgedeki bir diğer diş doktoruna gittiği belirtilerek, hekimin genci isminden dolayı muayene etmemediği belirtildi.

BU İSLAMCI OLMAYANLARA SAVAŞ DEMEKTİR

Kadın doktor yaptığı açıklamada, Cihat Çelik’in hasta listesinde önce adını gördüğünü ve “garip bir isim” diye düşündüğünü söyledi. Daha sonra bekleme odasına giden doktor, Cihat’a isminin gerçekten ‘kutsal savaş’ anlamına gelip gelmediğini sordu. Cihat anlamı doğrulayınca, odadaki dört kişinin önünde, “Bu durumda seni tedavi edemem. Bu İslamcı olmayan herkese karşı savaş ilan etmektir” dedi.

Cihat, isminin Türkiye’de sık kullanılan bir isim olduğunu ve öyle olmasa bile özgür bir ülkede herkesin istediği isme sahip olabileceğini söylese de doktoru ikna edemedi.

Cornelia Spitz ve Wiebke Bomas imzalı haberde, Türk ailenin doktor hakkında dava açacağı ifade edildi.

Baden Württemberg eyaleti Tabipler Birliğinin de doktorun bu davranışını alışagelmişin dışında bir durum olarak nitelendirdiği, Diş Doktorları Birliğinin de konunun meslek ve sözleşme hukukuna uyup uymadığı konusunda inceleme yaptığı belirtildi.

Baden Württemberg Sigorta Teşkilatı Doktorlar Derneği Başkanı Ute Maier de yaptığı açıklamada, isim ya da dini inancın tedavi için engel teşkil etmeyeceğini söyledi.

Berlin Antisemitizm Araştırma Kurumu araştırmacılarından Forscher Wolfgang Benz de bu hareketin kendisini ürküttüğünü ve bunun Almanya’da yaşayan Müslümanlara karşı yapılan kışkırtmaların meyvesini verdiğinin ispatı olduğunu söyledi.

Gazete ayrıca, diş doktorunun ilgili kurumlardan uyarı ya da para cezası alabileceğini kaydetti.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/adi-cihat-olan-hastayi-muayene-etmedi/feed/ 0
Temsilciler Meclisi’ni Türk imam açtı http://www.sohbetodalari.org/blog/temsilciler-meclisini-turk-imam-acti/ http://www.sohbetodalari.org/blog/temsilciler-meclisini-turk-imam-acti/#comments Thu, 04 Mar 2010 11:20:51 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=724 Abdullah Antepli, Temsilciler Meclisi’nin açılış duasını yaparken
Amerikan Temsilciler Meclisi’nin açılış duasını, Duke Üniversitesi’nden Türk imam Abdullah Antepli yaptı.

Voanows.com’dan Seda Çoban’ın haberine göre kongre açan ender Müslüman din adamlarından biri olan Abdullah Antepli, Demokrat milletvekili David Price tarafından açılış duasını yaptırmak için Kongre’ye davet edilmişti.

Kuzey Carolina’daki Duke Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Abdullah Antepli, duada, Kongre üyelerinden din, dil, ırk farkı gözetmeksizin ülkelerine en iyi şekilde hizmet etmelerini istedi.

Abdullah Antepli, aynı zamanda Amerika’daki üniversitelerde görev yapan az sayıdaki Müslüman dinadamlarından biri. Antepli, üniversitede ders vermenin yanı sıra, Müslüman öğrenci ve öğretim görevlilerine dini danışmanlık da yapıyor.

Bugüne kadar Temsilciler Meclisi’nin açılışını yapan dördüncü Müslüman olan Abdullah Antepli, Amerika’nın Sesi’ne, bunun, kendisi için çok büyük bir onur olduğunu söyledi. 2003 yılından bu yana Kongre’nin açılışını bir Müslüman yapmamıştı.

Duke Üniversitesi’nde ders veren İmam Abdullah Antepli, Müslümanlar’ın Amerikan toplumunda hak ettikleri yeri kazanması için yaptıkları çalışmaların devam edeceğini söyledi.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/temsilciler-meclisini-turk-imam-acti/feed/ 0
Türk filmleri arttı, seyircisi azaldı http://www.sohbetodalari.org/blog/turk-filmleri-artti-seyircisi-azaldi/ http://www.sohbetodalari.org/blog/turk-filmleri-artti-seyircisi-azaldi/#comments Thu, 28 Jan 2010 03:09:00 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=564 Türkiye’de, 2008 yılında vizyona giren 51 Türk filmini 22 milyon 809 bin 744 kişi izlerken, geçen yıl vizyona giren 70 yerli film 18 milyon 847 bin 167 seyirciye ulaşabildi.

Türkiye’de 2009 yılında toplam 36,8 milyon kişi biletli olarak sinemalarda film izledi, toplam 307,9 milyon TL gişe hasılatı elde edildi. 2009 yılı, seyirci rakamlarının düzenli olarak toplanmaya başladığı 1990 yılından bu yana 2008′in ardından en çok bilet satılan ikinci yıl oldu.

2005 yılında Türkiye’de vizyona giren 223 filmi 27 milyon 784 bin 623 kişi izlerken, 2008′de gösterilen 266 film 38 milyon 419 bin 229 izleyici sayısına ulaştı.

Sinema sektöründe hasılat ve seyirci rakamları üzerine yayın yapan bir internet sitesinin sahibi Tolga Akıncı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2009 yılının, Türk sineması için çok bereketli olması beklenirken, bu bereketin sadece film sayısında yaşandığını söyledi.

Yabancı filmler hiç olmadığı kadar yüksek seyirci sayısı rakamlarına ulaşarak, sektör çalışanlarını şaşırttığını ifade eden Akıncı, şöyle konuştu:

”2009 yılının aralık ayına gelene kadar aslında her şey güzeldi. Seyirci sayısı 33 milyona ulaşmış, önceki yıla göre yüzde 9′luk artış mevcuttu. Ama Aralık ayında, 2008 yılının aynı döneminde vizyona giren Muro ve A.R.O.G. filmleri gibi yüksek seyirci sayılarına ulaşacak filmlerin vizyona girmemesi, ayrıca bayramın Kasım ayına denk gelmesi, 2009 yılının 2008′e göre düşük seyirci sayısı oluşturmasında önemli etkenler oldu.”

Akıncı, 2009 yılında Türk sinemasındaki film bolluğundan dolayı vizyona giren yabancı film sayısında ciddi bir azalma yaşandığına dikkati çekerek, ”Geçen yıla göre yüzde 15 oranında azalan film sayısı, aynı zamanda son beş yılın en düşük sayısına geriledi. Buna rağmen yabancı filme yüzde 14 oranında bir ilgi oluştu ve bu yıl 3 film bir milyon barajını geçti. Avatar, bir hafta daha önce vizyona girse bu rakam 4 olacaktı” diye konuştu.

Tolga Akıncı, 2005′te 194, 2006′da 202, 2007′de 213, 2008′de 215 ve 2009′da ise 184 yabancı filmin izlenime sunulduğunu belirterek, bu filmlerin 2005′te 16 milyon 327 bin 593, 2006′da 16 milyon 779 bin 587, 2007′de 18 milyon 973 bin 941, 2008′de 15 milyon 609 bin 485, geçen yıl da 18 milyon 50 bin 745 kişi tarafından izlendiğini kaydetti.

”Recep İvedik 2”, ”Güneşi Gördüm”, ”Nefes: Vatan Sağolsun”, ”2012”, ”Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı”, ”Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay”, ”Neşeli Hayat”, ”Kurtlar Vadisi: Gladio”, ”Avatar” ve ”Melekler ve Şeytanlar” filminin 2009 yılında en çok seyirci toplayan ilk 10 film olduğunu bildirdi.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/turk-filmleri-artti-seyircisi-azaldi/feed/ 0
Türk sinemasında iki büyük kayıp http://www.sohbetodalari.org/blog/turk-sinemasinda-iki-buyuk-kayip/ http://www.sohbetodalari.org/blog/turk-sinemasinda-iki-buyuk-kayip/#comments Mon, 25 Jan 2010 12:23:01 +0000 admin http://www.sohbetodalari.org/blog/?p=537 Türk sineması iki önemli ismini kaybetti. Bizimkiler dizisinde Ergun Bey karakterini canlandıran  Erdinç Dinçer Enmutlu ile kamuoyunda daha çok Olacak O Kadar’daki tiplemeleriyle tanınan Nedim Doğan yaşamını yitirdi.

Milliyet’in haberine göre Bizimkiler dizisinde muhasebeci Ergun rolünü canlandıran Erdinç Dinçer Enmutlu (66), 1.5 aydır akciğer kanseri nedeniyle tedavi gördüğü Şişli Etfal Hastanesi’nde dün yaşama veda etti. Enmutlu’nun oğlu Mustafa Enmutlu, “Babama 5 yıl önce Şişli Etfal Hastanesi’nde alkol ve sigara nedeniyle siroz teşhisi konuldu. Doktor ‘İçkiyi bırakırsan 10 yıl, bırakmazsan 5 yıl yaşarsın’ dedi. Babam içkiyi bırakmadı ve 5 yıl sonra aramızdan ayrıldı.  Hastanede akciğer kanseri teşhisi konulmuştu, tedavi görüyordu” dedi. Enmutlu, bugün ikindide kılınacak cenaze namazının ardından Edirnekapı Tokmaktepe Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

NEDİM DOĞAN’I DA KAYBETTİK…

Türk Sineması’nın önemli isimlerinden Nedim Doğan da uzun süredir tedavi gördüğü hastalığının pençesinden kurtulamayarak hayata gözlerini yumdu.
Bugüne kadar birçok film, dizi ve parodide rol alan tecrübeli sanatçı, son olarak Olacak O Kadar ekibinde görev yapmıştı. Doğan, yaklaşık 3 yıl önce yakalandığı lenf kanserinden kurtulabilmek için tedavi görüyordu.
Doğan, hastalığı sırasında bir magazin programına verdiği röportajında, en büyük isteğinin iyileştikten sonra yeniden sahnelere dönmek olduğunu da dile getirmişti.

44 YILLIK SANAT GEÇMİŞİ

1945 yılında doğan Nedim Doğan, 1966 yılında Bakırköy Halkevi’nde tiyatroya başladı. 1982 yılına kadar öğretmenlikle tiyatroyu bir arada yürüttü. 1982 yılında öğretmenlikten istifa ederek Ercan Yazgan – Bülent Kayabaş tiyatrosunda profesyonel oldu. Çevre Tiyatrosu, Nokta Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Yasemin Yalçın Tiyatrosu çalıştığı tiyatrolardır.

]]>
http://www.sohbetodalari.org/blog/turk-sinemasinda-iki-buyuk-kayip/feed/ 0