İstanbul da oturan B.Z. boşanma davasına bakan hakimi A.H.S nin davadan sonra kendisini tel ile arayıp taciz ettiği iddiasında bulundu ve hakim hakkında soruşturma başlatıldı.
www.Sohbetodalari.org/blog Sohbet odaları
Nis 19 2010
İstanbul da oturan B.Z. boşanma davasına bakan hakimi A.H.S nin davadan sonra kendisini tel ile arayıp taciz ettiği iddiasında bulundu ve hakim hakkında soruşturma başlatıldı.
Sohbet Odaları - Yorum (0)
Nis 16 2010
Abant’ta doğal dengenin bozulmasına neden olan çalışmanın altındaki plan ortaya çıktı.
Abant’ta suyun yükselmesine, doğal dengenin ve görünümün bozulmasına neden olan yol çalışmalarının altından otel planları çıktı. Hürriyet’in haberine göre; Ağaçların kesildiği bölgede otel yapılabilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İl Çevre Orman Müdürlüğü yazışıyor. Bolu Valiliği, Abant Tabiat Parkı’nda tepki çeken yol açma çalışmaları ile bölgede yapılması planlanan oteller arasında bağlantı bulunmadığını açıklarken, belgeler bu iddianın doğru olmadığını ortaya koyuyor.
Göl etrafındaki çalışmalar başlamadan, 26 Ocak 2010 tarihinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Bolu Valiliği İl Özel İdare Genel Sekreterliği’ne bir yazı geliyor. Bakan adına Genel Müdür Yardımcısı A. Sedat Sert imzalı yazıda, Abant Gölü ve Yakın Çevresi Çevre Düzenleme Planı’nda talep edilen değişikliğe ilişkin sürecin valilikçe sonuçlandırılmasını takiben Turizm Bakanlığı’na iletilmesi halinde anılan yerin turizm amaçlı değerlendirilmesine yönelik çalışmalarının başlatılabileceği belirtiliyor.
2 Mart 2010
2 Mart 2010’da da, Bolu İl Özel İdaresi İmar ve Kentsel İyileştirme Müdürlüğü’nden, İl Çevre Ve Orman Müdürlüğü’ne bir yazı gönderiliyor. Vali adına Genel Sekreter Tahsin Akduman imzasını taşıyan yazının konusu; “Turizm Merkezi ve Turizm Tesis Alanı.”
Yazıda Abant Gölü Tabiat Parkı yakın çevresinde turizm tesisi yapılması ve turizm merkezi ilan edilmesi düşünülen alanların tabiat parkı içinde kaldığından söz ediliyor. Projenin hayata geçirilebilmesi, ulaşımın park içinden sağlanabilmesi için Uzun Devreli Gelişme Planı ile Abant Gölü ve Yakın Çevresi Çevre Düzenleme Planı’nda düzenleme yapılması gerektiği vurgulanıyor. Turizm ve Kültür Bakanlığı’ndan planı değiştirmek için izin isteniyor.
Plan da yazışmada
Bu arada Bolu Valiliği, otel ve turizm tesisi yapmayı düşündüğü alanlar için bölgenin 1/25 binlik planlarını da bu yazışmalara ekliyor. Bu plana göre, Abant Gölü’nün güneyinde kalan ve göle hakim tepedeki muhteşem manzaralı alanda otel için 9 hektar ayrıldı. Öte yandan yine aynı planda, son düzenlemelerle oluşturulan “Suni yavru Abant Gölü”ne hakim 75 hektarlık bir başka alan da turizm merkezi ilan edilecek.
Soru önergesi ve suç duyurusu
CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk Abant’taki doğa katliamı için TBMM Başkanlığı’na başvurarak yazılı soru önergesi verdi, sorularına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yazılı olarak yanıt vermesini talep etti. TMMOB Orman Mühendisleri Odası eski Genel Başkanı Salih Sönmezışık da Bolu Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak Abant Milli Parkı’nda yapılanların 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’na göre suç olduğunu belirtti, tahribata neden olanların cezalandırılması istedi.
Zarar 2. evrede
Bolu Batı Karadeniz Ormancılık Araştırma Müdürlüğü’nde 12 Nisan’da “Korunan Alanlarda Yönetim ve Planlanma” konulu bir konferans yapıldı. Orman Yüksek Mühendisi Mehmet Tokcan, konferanstaki sunumunda turizmin üç evrede geliştiğini hatırlattı. Bolu’daki korunan alanların başlangıç ve gelişme aşamasını geride bıraktığını belirtti. Son aşamanın, yani doğa yıkımının yaşanmaması için önlemler alınmasını, ikinci evrenin uzatılmasını önerdi. “Üçüncü evreye ait yapılacak yatırım ve atılacak adımlar, doğal alanın daha hızlı bir şekilde tahrip olmasına yol açacaktır” dedi.
Sohbet Odaları - Yorum (0)
Şub 28 2010
TELEVİZYONLARDA öfkeli konuşmalardan geçilmiyor. Duyunca çok anlamlı gelen isyanlar: “Ordu teslim edilmiş insanları bir yankesici gibi göz altına alıp sorgulamak neyin nesi?” Pekiyi ya kendisine ülke teslim edilmiş bir başbakanı (Adnan Menderes, Eylül 1961) bir at hırsızı gibi asmak; kendisine bir imparatorluk teslim edilmiş olan padişahı (Genç Osman, Mayıs 1622) hadım ve tecavüz edip boğmak neyin nesi? İkisini de üstelik o zamanın askerleri yapmış. Kurumlar birbirlerinin alanına tecavüz etmiş ve hukuk falan dinlememişler. Artık bu gidişe dur demek zamanı.
İnsanları eşitleyen iki şey var. Biri doğa; doğum ve ölüm karşısında herkes eşit. Bir de yasa; masumiyette ve suçta herkes eşit. Kim masumsa yasalar onu korur. Ama kim suçlu ise yasalar onu cezalandırır. Cezalandırmalı, yasanın ardında kim olduğu önemli değil. Eğer hakikaten hukuka saygı duyuyorsak böyle düşünmeliyiz ki devlet de keyfi değil, hukuk devleti olsun. Kendimizin uymadığı kuralları devletten nasıl bekleyebiliriz ki?
Yaklaşık sürücülerin yarısı ve yayaların dörtte biri trafik ışığı ihlali yapıyor. Kendilerinin ve başkalarının canını ve malını tehlikeye atıyor. En fazla bir dakikalık bir süre kazanmak için bir ömrü hiçe sayıyor. Bu zihniyette birinin hukuk talep etmesi mümkün mü? Trafik kurallarına uymayan bir toplumun hukuk devleti kurup yaşatabileceğini düşünüyor musunuz? İşte karşımızda böyle bir gerçeklik varken biz oturmuş hukuka saygı, yargı reformu, kuvvetler ayrılığı gibi önemli ama hiçbir zaman uymadığımız ve önemsemediğimiz olgular üzerinde çene yarıştırıyoruz.
KUVVETLER AYRI MI?
Alalım şu kuvvetler (yürütme-yasama-yargı) ayrılığı ilkesini bakalım bizde ne kadar geçerli? Siyasi Partiler Yasası’nda “demokrasinin asli unsuru” diye tanıtılan partiler tam bir dükalıktır. Parti başkanı delegeleri belirler; onlar başkanı seçerler. Parti başkanı milletvekili adaylarını belirler. Halk onun yaptığı listeye oy verir. Öyle yüksek bir seçim barajı vardır ki katılmada özgürlük, temsilde adalet yalandan ibarettir (bir önceki seçimde seçmenlerin yaklaşık %40’ı temsil edilememişti).
Böyle seçilen vekillerden oluşan Meclis’teki çoğunluk partisinin başkanı başbakan olur. Kabineyi o yapar; Meclis Başkanı’nı o seçtirir (yakın zamana kadar Cumhurbaşkanı’nı da o seçtiriyordu); YÖK, RTÜK gibi özerk olması gereken önemli kuruluşların üyelerini o belirler. Bu durumda yasama ile yürütme erkleri ayrı mı gerçekten?
Gelelim yargıya: 1924 Anayasası’nda hâkimlerin görevlendirilme ve yer değiştirme işlemlerini Adalet Bakanlığı yapıyordu. O zaman kuvvetler ayrılığı değil, birliği devrim hükümeti için esastı. 1960 darbesinden sonra Yüksek Hâkimler Kurulu oluşturuldu. 23 asil ve yedek üyenin 8’ini TBMM, 7’sini hâkimler, 8’ini Yargıtay seçiyordu. Kurulun üye sayısı 1971 darbesiyle 14’e indirildi ve tüm üyeler Yargıtay’ca seçildi. 1982 Anayasası ile “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” adını alan kurumun üye sayısı 7’ye indirildi. Şu anda görev yapan 10 bin kadar yargıç ve savcının atama, sicil ve görevlendirmelerini yapan HSYK’nın iki üyesi Adalet Bakanı ve müsteşarı, üç üyesi Yargıtay, iki üyesi de Danıştay üyesi. Kaderine hâkim oldukları yargı personelinin kurul üyelerinin seçiminde hiçbir etkisi yok. Yani hem yargı camiasında temsili değil hem bir kanadı yürütmeye bağlı. Üstelik kararları yargı üstü. Kısaca tüm sistem, kuvvetlerin birliği anlayışıyla kurulmuş ve çalışmış. Şimdi bir türlü ayrışamıyor.
KIRKAYAĞIN AYAKLARI
Başta tüm erklerin üyeleri aynı dünya görüşünü; aynı otoriter devletçi ve vesayetçi yönetim anlayışını paylaşıyordu. Bu birlikten kimsenin şikâyeti yoktu; hukukun üstünlüğü sözü bile duyulmuyordu. Savcılar kamuya değil, cumhuriyete (rejime) hizmet aşkıyla çalışıyorlar, yargıçlar aynı şevk ve amaçla karar oluşturuyorlardı. Şimdi yürütme ve yasama “başkalarının” eline geçti. Kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığı kaçınılmaz oldu. Kırkayağın ayakları dolandı.
Sohbet Odaları - Yorum (0)