May 03 2010

Diyar Bakır E Tipi Cezaevin’de Yangın Çıktı

Category: Yaşamadmin @ 23:18

Çocuk suçluların hasta arkadaşlarının hastaneye gönderilmemesi gerekçesiyle yangın çıkardıkları iddia edildi Yazının devamı “Diyar Bakır E Tipi Cezaevin’de Yangın Çıktı”

Etiketler: , , , ,


Nis 07 2010

İş Adamının Eşi İntiharını Anlattı

Category: Haberler,Magazinadmin @ 08:11

Ünlü İş Adamı Halis Toprak ile küçük yaştaki evliliği ve intihar girişimi ile gündeme gelmişti Nazlıcan Toprak, boşanmaya giden evliliğini anlattı. Başlangıçta ailesinin bu evliliğe çok karşı olduğunu söyleyen 17 yaşındaki Toprak, evde kendisinin köle gibi kullanıldığını anlattı.

Toprak, Vatan gazetesinde yer alan röportajında, Halis Toprak’ın “Senin yüzünden TMSF benim mallarıma el koydu, senin yüzünden ben bittim”, “Bütün yediklerin sana haram, yediklerin sana zehir zıkkım olsun” dediğini iddia etti.

Seni intihar noktasına ne getirdi?

Polisteki ifademde ailevi sorunlar yüzünden intihar ettim demiştim ama insanlar ailevi sorunumu annem ve babamla yaşıyormuşum gibi algıladı . Halbuki Halis Toprak’tı ailem diye kastettiğim. İntihar, benim şu yaşıma kadar hiç düşünmeyeceğim bir şeydi . Artık son raddeye kadar geldim. O evin içinde köle gibi kullanılıyorum açıkçası.

Köle gibi tabirini biraz açabilir misin?

Evin içinde öyle şeyler yaşıyorum ki bunun herhalde bu röportajda açıklamam çok zor. Şimdiye kadar hiç kimseye bir demeç vermedim. Size konuşmamın nedeni 2 gündür sadece VATAN Gazetesi’nde çıkan doğru haberler. Öyle yalan şeyler yazdılar ki neymiş ’Halis Bey beni hastaneye götürmüş, yok bir an olsun yanımdan ayrılmamış’. İntihara kalkışmamın üzerinden 3 gün geçti, Halis Bey beni hala aramadı. Hastaneye bile beni şoförü götürdü. Bana bir telefon bile açmadı. Bırakın beni görmeyi insan arayıp sorar, nasıl oldun der. Ben onun nikahlı eşi değil miyim? En çok da bu beni yaraladı.

Eve dönünce neler yaşadın?

Hastaneden taburcu olduğumda evde çalışanları sıkı sıkı tembihlemiş ’Bu köşke bir daha girmesin’. Bu yüzden evdeki hizmetlilerin kaldığı kulübe gibi yerde kalıyorum annemle birlikte. Bugün kıyafetlerimi almak için köşke gittim. ’Sizi alamayız, kusura bakmayın’ dediler, kapıdan döndüm. Orası benim evim tabii ki de oraya gideceğim. Ben hala onun nikahlı eşiyim. Dostu değilim, nikahlı karısıyım. Çok merak ediyorum ben Halis Ağa’nın canını acıtacak ne yaptım? Halis Ağa hastaneye gittiği zaman, yoğun bakımda yanından bir an olsun ayrılmadım. Halis Bey’e her zaman elimden geldiği kadar dört dörtlük bakmaya çalıştım, o anlamda vicdanım çok rahattır.

Herkes onun için Züğürt Ağa dedi.

Beni onun ne züğürtlüğü ne de başka bir şeyi ilgilendirdi. Zaten ilgilendirseydi o kadar olaylar yaşandı, TMSF bütün mallarına el koydu, o zaman ben onun yanında olmaz giderdim. Sadece amacım para olsaydı TMSF el koyduktan bir hafta sonra çekip giderdim.

Yine de lüks bir hayat yaşamıyor muydun?

Zaten herkes böyle düşünüyordu. Nerede yaşıyor? Aslanlı Köşk’te. Ne yapıyor? Hizmetçilerle yaşıyor. Kimin karısı? Halis Toprak’ın. Halbuki hiçbir şey dışardan göründüğü gibi değil, bir tek yaşayan bilir. Sözde hizmetçilerim ayağımın altında ne desem ne istesem yapıyorlar. Halbuki bizim evliliğimizdeki en büyük sorun başkaydı.

Neydi o sorun…

Ne Halis Toprak beni eşi olarak benimseyip evin hanımı yaptı , ne de evde çalışanlar. Halis Toprak çalışanlarına benim o evin hanımı, o evin patronu olduğumu hissettiremedi, çalışanlarına bile hissettiremedi. Eğer hissettirseydi, ben o evde köle değil hanım gibi yaşardım. Sonuçta ben onun resmi nikahlı eşiyim. O çalışanların yanında bana ettiği hakaretleri size anlatamam bile. Hiçbiri kaldırılacak şeyler değil. Başkası olsa bir dakika durmazdı.

Kriz ne zaman patlak verdi?

Evliliğin başından beri, hatta ilk haftasından beri. Şu olay oldu da ben intihar ettim diyemem, bir şeyler birikmişti ve patladı. Bugün (dün) bütün gazeteler yazmış ’Ölüme teşebbüs değil, korkutmak amaçlı yapılmış bir eylem’. Hayır ben gerçekten ölmek istedim. Benim için her şey bitmişti. Ben o intiharı kimseye gözdağı vermek ya da korkutmak için değil, ölmek için yaptım. Bir insan kolay kolay intihara teşebbüs etmez, çok bıkarsın, çaresiz kalırsın, yaşamak istemezsin, bu dünyadan gitmek istersin. Ben de o psikolojideydim. En basit bir olay anlatayım size: ’Yemek yiyorum mesela. Bana ’Bütün yediklerin sana haram, yediklerin sana zehir zıkkım olsun’ diyordu. Düşünün bu laflar aslında hiç kaldıramayacağım şeyler. O evde çalışan değilim, dini nikahlı eşi değilim, dostu değilim.. Resmi nikahlı eşiyim.

Pişman mısın?

Evet, yaşanan şeylerden dolayı çok pişmanım. Ailemi dinlemediğim için pişmanım.

Keşke evlenmeseydim diyor musun?

Geleceğimi kurma pahasınaysa bu anlamda hiç pişman değilim. Ben daha 17 yaşında bir insanım ve önümde yaşamam gereken nice seneler var. Bu evlilik uğruna okulumdan ayrıldım, bütün imkanlarımı bıraktım. İnsanların bütün tepkilerine rağmen ailem başta olmak üzere herkesi karşıma alıp onunla nikah masasına oturdum.

Ailen karşı çıktı mı?

Annem çok karşı çıktı. Son ana kadar ’Kızım yapma, iyi düşün. Bu olacak şey değil’ dedi. Babam hiç istemedi.

72 yaşında bir adamla neden evlendin?

Tabi ki geleceğimi kurtarmak için evlendim. Ama Halis Bey’in yakasına yapışıp beni al diye yalvarmadım. O beni istedi…

Nerede tanıştınız?

Onun Kars’taki otelinde garson olarak çalışıyordum. Otelin Genel Müdürü Halis Bey’e benden bahsetmiş. O da beni görmek istedi. Genel Müdür bizi bir araya getirmek için çok çabaladı. Bir anda oldu her şey. Beni karısı yapabilmek için günlerce uğraştı.

Genel Müdüre babam yaşında bir adamla ne işim olur demedin mi?

İlk önce tabii ki düşündüm. Çünkü bu pat diye verilecek bir karar değildi. Tamam önümde durumu maddi anlamda dört dörtlük olan bir insan vardı ama nasıl olacaktı. Sonuçta her şey maddiyat değil. 72 yaşındaydı ve ben onunla nasıl anlaşacaktım. Acaba ben bu adamla geçinebilecek miydim acaba her şey para mı diye düşündüm. Günlerce düşündüm. Geceleri hep bunu düşündüm. Çünkü hayatımın ‘evet’ini söyleyecektim.

İlk nerede karşılaştınız?

Bizi İstanbul’daki köşküne davet etti. Görür görmez benden çok etkilendi ki bana sürekli ’kraliçem’ demeye başladı.

Evlenmeye nasıl ikna etti?

Çok büyük vaatlerde bulundu. Ben Halis Bey ile evlendiğim zaman ona şu şartları koydum. Halis Bey ‘Okuyorum. Okumayı çok seviyorum’dedim. Bana ‘Seni elimden geldiği kadar en iyi şartlarda okutacağım. Seni ve aileni kraliçeler gibi yaşatacağım. İstediğin her şeyi yapacağım’ dedi. Bir de ‘Aileme çok düşkünüm onlardan kopamam’ dedim. Zaten bu evliliğe de hem kendi hem de ailemin geleceği için evet dedim. Çünkü bana ‘senin annen benim başımın tacıdır’ dedi. Bu sözle benim kalbime girmeyi başardı. ‘Ben sizi ele güne muhtaç etmem’ dedi. ‘Kardeşini özel okulda okutucam’ dedi ama benim kardeşim devlet okulunda. Eskiden dershaneye gidiyordu artık gidemiyor…

Bu evliliği kendi geleceğinden önce annen için yaptın galiba..

Çünkü benim annem bizim için saçlarını süpürge etti. Anneme hakkını ödeyemem. (ağlıyor) Neyse sonra evlenmeye karar verdik. Annem ona sordu ’bu evlilik için kızlarından yakınlarından izin aldın mı’ dedi. O da anneme ’Aldım, merak etmeyin’ dedi.

Aslanlı Köşk’e ilk girdiğinde ne hissettin?

Onun Aslanlı köşkünü hiçbir zaman gözüm görmedi. Ben Kars’ta son 2 yıl zor bir yaşam sürdüm. Ama Antalya’da yaşarken çok iyi şartlarda büyüdüm. Ailemle sürekli tatillere gidiyordum. Babamın halı mağazaları vardı tabi iflas etmeden önce. Çok iyi şartlarda bizi büyüttü. Bir dediğimizi iki etmedi. Ama düşmez kalkmaz bir Allah. Benim yaşadıklarım beni çok büyüttü. Halis Bey ‘yediklerin zehir zıkkım olsun diyordu yemek yiyemiyordum. Boğazımdan geçmiyordu. ‘Niye yemiyorsun’ diyordu ‘doydum diyordum. (ağlıyor) Ben şu anda gerçekten hiç iyi durumda değilim. Bir şeylerin görülmesi için benim illa ölmem mi gerekiyor. Her şey göz önündeydi.

Hiç bunları yaşamasaydım diyor musun?

Yeri geldiğinde tabi ki düşünüyorum. Çünkü yaşadıklarım bırakın 17 yaşındaki bir insanın 47 yaşındaki bir insanın da kaldırabileceği şeyler değil. Buna rağmen onu bırakıp gitmedim. Ama o ne yaptı. Bir röportaj yaptı ’dua ediyorum eşim beni boşasın’ dedi. Çok üzüldüm. Gittim sordum ’Ben sana ne yaptım’ dedim. ‘Böyle bir laf etmedim’ dedi. Bir de evlendikten sonra yaşadıklarını bana mal etmeye başladı. ‘Senin yüzünden TMSF benim mallarıma el koydu, senin yüzünden ben bittim’ diyordu. Ama ben onu batıracak ne yaptım ki. Gelin evime gardırobumu size göstereyim benim eskiden aldığım kıyafetler ağırlıkta. Tabi o da giysiler aldı ama öyle abartılacak şeyler değil. Neymiş Fransa tatilinde bana pırlanta yüzük ve saat almış. Benim saatimin fiyatı 5 euro, pırlanta yüzük ise 100 TL. Onları da kendim aldım.

İntihar gecesi neler yaşandı?

Aslında bir sürü şey birikti ve son birkaç gün yaşananlar intiharı tetikledi. Güya Halis bey benim ingilizce öğrenmem için bana bir tane ingilizce öğretmeni tuttu. Öğretmen değil ingilizce bilen bir bayan. Aradan bir gün geçti bakıyorum Halis Bey kıza sürekli ‘gel benimle yemek ye, benim yanımda otur’ diyor. Halis Bey kızı yanına çekmeye çalışıyor. Cumartesi sabahı kalktım bu ingilizce öğretmeniyle baş başa kahvaltı yapıyorlar. Bana ‘gel sen de otur’ demiyorlar. Öğlen öyle canım sıkıldı ki akşama kadar odamda geçirdim. Sonra akşam oldu. Bir baktım İngilizce hocasıyla yine yemek yiyorlar. Beni yine çağırmıyorlar. Evde çalışan bir kadın gibi davranıyor bana. Yanıma gelip bir sıkıntın mı var diye sormuyor.

Kıskandın mı?

Evet kıskandım. Sonuçta ben onun nikahlı eşiyim. Çünkü erkeklik iç güdüsü çok farklı bir şey. Bir kadına sürekli yanımda dur diyorsa tabi bu benim kafamı kurcalar. Niye evde çalışan aşçıya gel yanımda dur demiyor da ona diyor. Kadını 2 günde sanki evin hanımı yaptı. Tabi bu olay da canıma tak etti. O anki psikolojimi size anlatamm.

Etiketler: , , , , , ,


Nis 06 2010

Deniz BAYKAL’a Yumurta fırlatanlar AKP’li çıktılar!

Category: Haberler,Siyasetadmin @ 15:29

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, parti genel toplantısında kendisine yumurta saldırısı yapanları resimlerini gösterim isimlerini açıkladı.

Baykal, yumurtalı saldırıyı yapanlarla ilgili şunları söyledi:

Olayı merkez ilçe yönetim kurulu üyesi, il başkan yardımcısı, gençlik kolları başkan yardımcısı. Nüfus kayıtları eldeki kişiler bunlar.

Bunları basın toplantısında size sunacaklar. Arkadaşlarımız bunların AKP Genel Başkan Yardımcısı ile akrabalık bağlantılarını size ispat edeceklerdir. Ne diyorduk biz. Bu olay organize. AKP’liler yaptı diyorduk.

Başbakan çıkıp esiyor “Açtırma kutuyu” diye. Ne biliyorsan söyle. Haber ajansının iddiası “Göstericilere para verildi” diyor.

Başbakan diyor ki “Bana da yapıyorlar”. Ama sana CHP’liler yapmıyor. Buradaki olay farklı. Oradaki saldırıları yapanların Van halkıyla ilgisi yoktur. Van halkı böyle bir davranışın parçası olmamıştır.

Van sokaklarından caddelerinden geçtik bir kişiden bile tepki gelmedi. Tam tersine Van halkına yakışan nazik bir ortam içinde kongre salonuna gittik. Orada karşılaştığımız manzara bir avuç insanın örgütlediği bir manzaradır.

Birileri koli koli yumurta almışlar onları atıyorlar. Nereye atıyorlar otobüse atıyorlar. Eğer Van Emniyeti’nin telkinlerini kabul etmiş olsaydık otobüs caddede duracak 100 metrelik mesafeyi yürüyerek geçecektik ve bu saldırı bize olacaktı.

TERTİBİ AKP’LİLER YAPTI

Bu tertibi kim yaptı. Bu konuda hepimiz belli tespitler yaptık ve bu tespitleri ifade ettik. Bu tespitler açıkça bize bu saldırının Van’daki AKP’liler tarafından organize edildiğini çok açık bir şekilde göstermiştir. Oradaki parti, yöneticisi arkadaşlarımı yürekten kutluyorum. Bugün elimizde bu saldırıyı düzenleyenlerin fotoğrafları kimlikler. Çok net bir şekilde tespit edilmiş şekilde elimizdedir. Bunlardan birisi AKP’nin il başkan yardımcısıdır. Bir diğeri gençlik kolları başkan yardımcısıdır. Elde film çekimleri fotoğraf çekimleri var.

BDP “Bu olayı yanlış buluyoruz ve kınıyoruz” dedi. Çok açıkça görüyoruz ki bu olay karşısında hem oraya katılanların kimlikleri hem oraya katılanların bize tepki gösteriken sarf ettikleri sözler gösteriyor ki bu tümüyle AKP organizasyonudur.

“VAN’DA KENDİNE GÖRE BİR HUKUK VAR”

Peki var mı bir gelişme? Yok çünkü Van’da kendine göre bir hukuk var. Daha önce Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde gördüğümüz olay var. Orada bir çete var. Hukuk dinlemiyor.

Daha önce Diyarbakır’da da buna benzer bir olay başımıza gelmişti. Orada protesto yapanlar organize olmayan bir şekilde tepki gösterdiler. Biz de şikayetçi olmadık. Demokraside olur böyle dedik. Buna rağmen savcılık harekete geçti ve mahkum etti.

Burada olay belli. Başbakan ‘Çok üzüldüm gereken yapılacaktır’ diyemiyor. Bize masal anlatıyor. Sen masalı bırak fotoğrafların gereğini yap.

Bu Van olayı bir iktidar partisi tarafından ana muhalefet partisine yönelik düzenlenmiş uzun bir süreden buyana ortaya çıkmış bir sokak hareketidir.

“BAŞBAKAN TESPİT DEĞİL, TEHDİT EDİYOR”

Uzun zamandır bir iktidar partisi muhalefet partisini böyle bir tepki gösterme aczi içine düşmemiştir.

Bu olay sebebiyle Van halkına karşı hiçbir kırgınlık duymadım aksine tam bir tezat gördüm. Bu olayın Van’la hiçbir ilgisi yoktur.

Oradaki üç beş çapulcu Van halkını temsil edemez.

Başbakan ikide bir “Sivas’ın ötesine gidemezler” diyordu. Yanlış da olsa bir tespit yaptığını düşünüyordum. Meğer tespit değil tehdit ediyormuş. Meğer giderseniz size gösteririz diyormuş.

Eskiden 1 gidiyorsak şimdi 3 gideceğiz. Elinden geleni de arkana koyma. ” dedi.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Mar 16 2010

Antalyaspor’da Diyarbakır provası: 2-1

Category: Sporadmin @ 18:22

Turkcell Süper Lig’de oynayacağı Diyarbakırspor maçının hazırlıklarını sürdüren Antalyaspor, Hasan Subaşı Tesisleri’nde Rusya’nın 2. lig takımlarından Volga Tver takımı ile hazırlık maçında karşı karşıya geldi.

Mücadelenin ilk yarısında etkili bir oyun sergileyen kırmızı-beyazlı takım, 17. dakikada Fatih Ceylan ve 23. dakikada Pini Balili’nin ayağından bulduğu gollerle ilk yarıyı 2-0 önde tamamladı.

İkinci yarıda oyunun kontrolünü ele geçiren Rus takımı Volga Tver, 67. dakikada Svecov’un golüyle durumu 2-1 yaptı. Bu dakikadan sonra her iki takım da sert futbol sergileyince, Antalyaspor‘dan Volkan Altın ve Balili, Volga Tver takımından da Sopogov kırmızı kart görerek oyun dışı kaldı.

Mücadele Antalyaspor’un 2-1 üstünlüğüyle tamamlandı.

Etiketler: , , ,


Mar 13 2010

İstiklal Marşı’ndan ceza olur mu?

Category: Genel,Haberler,Kadınlaradmin @ 17:18

Geçtiğimiz sene Bodrum’da verdiği konserde pot kırıp seyirciye “Diyarbakır’dan mı geldiniz hepiniz? Dağdan mı? Moron moron bakıyorsunuz” diyen Demet Akalın, Diyarbakırlı vatandaşlardan, kasetçilerden tepki görmüş posterleri yırtılarak protesto edilmişti. Akalın’ın konuyla ilgili defalarca özür dilemesine karşılık, şarkıcı adına suç duyurusunda bulunulmuştu. İncelemeyi tamamlayan mahkeme geçtiğimiz hafta kararını verdi, Akalın’ın halkı aşağılama niyeti olmadığına hükmederek tedbir cezası kesti. Ceza olarak İstiklal Marşı’nın sözlerini el yazısıyla bir kağıda yazacak ve marş hakkında 5 sayfa yorum yapacak olan Akalın “Düşünce çok hoşuma gitti. İstiklal Marşı’nı okul yıllarımdan ezbere bilirim. Hemen yazmaya başladım. Yazarken çok keyif aldım. Yorum için ise uzun bir zaman ayırdım.” diye yorumladı yorumlamasına ama karar herkeste aynı sevinci yaratmadı. 12 Eylül zamanını hatırlatan çağ dışı bir uygulama mı, Avrupa standartlarına yakınlaştığımızın göstergesi ıslah edici bir ceza yöntemi mi? Ulusal marştan ceza olur mu?
İşte farklı görüşler…

Para cezasından çok daha etkili, çağdaş ve ıslah edici bir ceza yöntemi

Demokrat Hukukçular Derneği Başkan Yardımcısı Av. KADİR AKBAŞ:

Yeni ceza yasası bu konuda hâkime suçlunun kişiliğine uygun, farklı cezalar verebilme tercih etme yetkisi tanındı. Bu çağımızla bağdaşan bir uygulamadır. İstiklal Marşı bir anlamda Türk milletinin birliğini, bütünlüğünü; millet olma bilincini ifade eden bir marş. Kişinin işlediği suç, söylemiş olduğu bu sözler, milletin birliğine, birlikte yaşama arzusuna, isteğine zarar verdiği için İstiklal Marşı’nı yorumlama cezası çok da anlamsız bir ceza değil. Demet Akalın’ın davasında da, işlendiği iddia edilen suçu, sonucu itibariyle bağdaştırılabilen çağdaş bir cezalandırma sistemidir. Kişiye söylediklerinin, yaptıklarının sonuçlarıyla ilgili daha sağlıklı düşünebilmenin ikazı oluyor bu ceza da. Bin TL ya da iki bin TL gibi bir para cezası Türk hazinesine çok fazla bir şey katmayacak. Bu cezayı İstiklal Marşı gibi, Türk milletinin birliğini ifade eden bir metnin suçlu bulunan kişi tarafından daha iyi anlaşılması için bir fırsat olarak görüyorum. İstiklal Marşı’nı yazma, yorumlama ya da bir kitap okumak, ki o belli bir konu üzerindeyse işlenen suçla da ilgili bir konudaysa, bir cezadan daha çok ıslah edici, o suçu işlerken yetersizlik söz konusuysa belki o eserin okunmasıyla bilgi eksikliğinin giderilmesi amaçlanabiliyor. Bu anlamda para ve hapis cezası dışında cezaların kullanılmasının çok çağdaş ve daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Hafif cezalarda size naif gelebilecek cezalandırmaların da düşünülmesi, uygulanması bence son derece olumlu bir uygulama. Demet Akalın da “Bu ceza hoşuma gitti” demiş sanırım, bu da tek başına suçlu bulunması, söylediklerinin ceza yasasında suç olarak tanımlanan bir eyleme uyduğunun anlaşılması bile bir sanatçı açısından başlı başına üzüntü kaynağı olmalı. Çünkü sanatçı toplumun birliğine ve bir arada yaşama isteğine katkıda bulunulması istenen kişidir. O kişinin de toplumun kesimleri arasında kin ve düşmanlığa yol açtığı görülünce mahkeme böyle bir karar veriyor. Hiçbir ceza verilmemiş olsa bile bir sanatçının böyle bir suçu işlediği mahkeme kararıyla tespit edilmesi de yeterince ağır bir cezadır.

Bu tür cezalar gelişmiş ülkelerde uygulanır, standartlarımız yükseliyor

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Öğretim Görevlisi Prof. Dr. AHMET GÖKÇEN:

Bu tür cezalar hapis cezalarına seçenek olacak yaptırımlardır; mesela İstiklal Marşı yazma ya da kitap okuma gibi cezalar kısa süreli hapis cezaları için alternatif olarak veriliyor. Veya kişilere para cezası vermek yerine, düşük hapis cezası olan konularda, bu tür yöntemler kullanılıyor. Mahkeme Demet Akalın’ın davasında da böyle takdir etmiş. Bu ceza için de mahkeme takdir ettikten sonra diyecek bir şey yok. Ama bu ceza hapis cezasından daha ağır ve daha kötü bir ceza değildir. Bu tür cezalar gelişmiş ülkelerde uygulanan yöntemlerdendir. Artık bizde de uygulanmaya başladı. Demek ki Türkiye’nin de bu konuda standardı yükselmiş durumda. Bu da iyi bir gelişmedir. Eskiden de bizde buna benzer düzenlemeler vardı. Ama son dönemlere kadar kullanılmıyordu. Şimdi yeniden uygulanmaya başlandı. Bu tür cezaların faydası vardır elbette. Zaten cezanın amacı, suç işleyen kişiyi topluma yeniden kazandırmaktır. Bu cezaların amacı da hem toplumsal barışı sağlamada önemlidir cezalandırmak suretiyle hem de kişileri topluma kazandırmaktır. Hâkim o Demet Akalın’ın bu davranışının böyle bir cezai müeyyide ile düzeleceğini öngörmüştür ve o yüzden böyle bir yaptırım uygulamayı uygun görmüştür. Hâkimin bu kararını da saygıyla karşılamaktayım.

**

Demek ki İstiklal Marşı’nı okuyup söylerken hepimiz cezalandırılıyoruz

12 Eylül’ü çağrıştıran baştan aşağı öznel ve keyfi bir hüküm

Ataol BEHRAMOĞLU
Şair Yazar

Söz konusu cezada ilginç olan, yargıcın bu yetkiyi nereden aldığının belli olmayışıdır. Yargıçların yetki ve sorumluluklarının içerik ve sınırları bellidir. Herhangi bir yasada bir yargıcın İstiklâl Marşı ya da bir başka metnin yorumunu değerlendirme konusunda yetkili olduğuna ilişkin bir hüküm bulunabileceğini sanmıyorum. Yargıç verdiği cezanın doğru ve uygun biçimde yerine gelip gelmemiş olduğunu nasıl, hangi yetkiyle, nasıl bir uzmanlığa sahip olarak denetleyecek? Yorumlanması istenen metin İstiklâl Marşı değil de söz gelimi Görecelik Kuramı, ya da herhangi bir sıradan gazete haberi de olsa, durum değişmeyecekti. Cezalandırma olgusunda nesnellik vardır. Başka bir deyişle, keyfilik olamaz.
Bu hüküm ise baştan aşağı öznel ve keyfidir. Öte yandan, İstiklâl Marşını yazıp yorumlamayı ceza olarak görmek ayrıca yanlış ve ayıp. Demek ki bir ağızdan İstiklâl Marşı okunduğunda hem söyleyenler hem dinleyenler cezalandırılmış oluyor. Bu bana 12 Eylül hapishanelerinde emir komutayla, sopa tehdidiyle marş söylettirilmesini çağrıştırdı. Yani nereden bakılırsa bakılsın, son derece saçma, anlamsız, temelsiz, aynı ölçülerde de (yargıca her şeyi yapabilme hakkının kapılarını açmakla) son derece tehlikeli bir hüküm.

Okumak bu ülkede cezadır

Ayşe KULİN
Yazar

Bir ülkede şiir okumayı, edebiyat okumayı, kompozisyon yazmayı ceza olarak veriyorlarsa okuma daima bu memleketin insanları için bir ceza olmaya devam edecektir.

Demet Akalın, Demet Akalın olalı böyle zulüm görmedi!

Ece TEMELKURAN
Gazete HABERTURK Yazarı

Bu ceza iki kere ironik: İlki, Diyarbakır’da yaşayan Kürt halkın bu suç duyurusunda bulunması ve bunun cezasının İstiklal Marşı’nın okunup yazılması olması enteresan tabii ki. Demet Akalın, Demet Akalın olalı böyle zulüm görmedi dedirtecek türden bir ceza olabilir.
İkincisi de, Demet Akalın vaktiyle bir laf etmiş, kardeşim İnan Temelkuran’a Altın Portakal kazandıran filminde epigraf olarak da kullanılmıştı: “Ah keşke beni dövseydi, akıllanır, bacağımı kırıp otururdum” diye sevgilisiyle ilgili bir sözdü. İnan da onu Kenan Evren’in “Gelecek nesilleri yabancı ideolojilerden korumak için her türlü tedbiri alacağız” sözüyle birlikte kullanmıştı. Demet Akalın o anlamda, “her türlü yabancı ideolojiden korunmuş temiz bir neslin” temsilcisi olarak enteresan bir figürdür. Ve şimdi onu akıllandırmak için 12 Eylül’ün cezaevlerinde uygulanan zorunlu istiklal Marşı okuma cezası enteresan ve tarihsel bir ironi olarak düşünülebilir.

“Ne şair ne de millet böyle bir cezayı hakediyor”

Yazar Pınar KÜR

Herhangi bir şiiri, kitabı, sanat eserini ‘ceza malzemesi’ olarak kullanmak bence yanlış ve esere saygısızlıktır. Vaktiyle, sıkı yönetim cezaevlerinde de İstiklal Marşının sopa yerine kullanıldığını duymuş ve çok üzülmüştük.
Bence ne şair ne de millet böyle bir cezayı hakediyor.

“Devletin kutsalı”ndan ceza olmaz

Ahmet TELLİ
Şair

Ben insanların kutsalları olamayacağını düşünüyorum, hiçbir şey kutsal değildir. O bakımdan kurumların, devletlerin kutsalları üzerinden insanların ceza görmesine, bu yöntemlerle ceza verilmesine son derece karşıyım.

Hangi devlet, ulusunu ulusal marşıyla cezalandırır?

Mehmet Akif’in şiirinden ceza verileceğine, evine sahip çıkılsaydı

Can DÜNDAR
Milliyet Gazetesi Yazarı

Özelde siz değerli hâkimler, genelde Türkiye’yi yönetenler, bu ülkenin milli marşını bir falaka sopası olarak kullanmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz acaba? Hangi devlet, ulusunu ulusal marşıyla cezalandırır ki? Geçenlerde Yaşar Okuyan’ın 12 Eylül dönemi Mamak Cezaevi anılarını dinledim: “Bizi eksi 20 derecede dışarı çıkarıp 30 defa üst üste İstiklal Marşı söyleterek terbiye etmeye çalıştılar” diyordu. Marşın sözlerini baştan sona ezberlemeyenler öldüresiye dövülürmüş. Marşı sevenler bile nefret ederek tahliye olmuş. Hadi o, 30 yıl önceydi. Ya şimdi? Gerçekten son olmayı dileyerek kestiğiniz cezayı ve bahsettiğim anlayışı bir kez daha değerlendirmenizi rica ediyorum. Mehmet Akif, evinin duvarına yazdığı ve ‘Milletimin kalbine gömdüm’ dediği marşın işkencede, törende, konserde dayak niyetine kullanıldığını bilse acı çekmez miydi? ‘Suçlular’ı marşı yazdırma cezasıyla terbiye edeceğinize, marşın şairinin devletin elinde bakımsızlıktan yok olan evinin bakımıyla görevlendirmeniz daha faydalı olmaz mıydı? Marşımızla çatmayın bize kurban olayım!

Etiketler: , , , ,


Oca 26 2010

Yine asılsız ihbar

Category: Haberleradmin @ 01:58

Türkiye son bir hafta içinde üçüncü kez asılsız ihbar nedeniyle panik yaşadı.

Onur Air’in 21.30′da Diyarbakır-İstanbul seferine çıkacak yolcu uçağına, kalkış hazırlığı sırasında yapılan bomba ihbarı asılsız çıktı.

Alınan bilgiye göre, Onur Air’in OHY037 sayılı Diyarbakır-İstanbul seferini yapacak Airbus A-320 tipi yolcu uçağı, saat 21.30 sıralarında pist başı yaptı. Bu sırada, uçakta bomba olduğu yolunda yapılan bir ihbar nedeniyle uçak geri döndürüldü. Uçakta bulunan yolcular ve bagajlar polis tarafından arandı.

Aramanın ardından ihbarın asılsız çıkması üzerine yolcuların yeniden uçağa alınmaya başlandı.

Cumartesi günü,  Stuttgart-İzmir uçağı tuvalette bulunan bomba ihbarı nedeniyle Selanik’e acil iniş yapmıştı. Aynı gün, İstanbul’dan Köln’e giden THY uçağı için de “Uçakta terörist var” şeklinde e-mail atılmış, yolcular 3 saat aranmıştı…

Etiketler: , , , , ,