Mar 29 2010

Ağca Yine Sahnede

Category: Genel,Kadınlaradmin @ 19:25

Gazeteci Abdi İpekçi cinayeti ve Papa 2. Jean Paul’e yönelik suikast girişimi dolayısıyla yaklaşık 30 sene hapis yatan Mehmet Ali Ağca, Kartal H Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliyesinin ardından ilk kez kameraların karşısına geçti. Sürekli giydiği mavi kazağının yerine, lacivert takım elbise, mavi gömlek ve kravat giydiği görülen Ağca, yaklaşık 40 dakika boyunca basın açıklaması yaptı. Ağca, İngilizce başladığı konuşmasına basın mensuplarının, ‘Burada sadece bir yabancı ajans var ve o da Türkçe biliyor. Neden Türk medyası karşısında basın toplantısı düzenliyorsunuz ve İngilizce konuşuyorsunuz?” tepkisi üzerine açıklamalarına Türkçe devam ettirdi.

Konuştuğu konunun basit bir üçüncü dünya ülkesi meselesi olmadığını ve manevi çöküş yaşayan Batı medeniyetini yeniden inşa etmek istediğini belirten Ağca, bunu kendisinden başka hiç kimsenin yapamayacağını belirtti. Batı gazetecilerinin “Papa tutuklansın” manşetleri attığını belirten Ağca, eline aldığı incili göstererek, “Bu kitap geçersizdir. Tarihin müzesine atıyorum bu kitabı. Tanrının verdiği otoriteyle yapıyorum bunu. Yeni bir İncil yazıyorum, yeni bir Tevrat yazıyorum mükemmel Tevrat mükemmel, İncil. Batı medeniyetinin başka hiçbir çıkış yolu yok.” şeklinde konuştu.

Hıristiyanların Hazreti İsa’ya ‘tanrının oğlu’ demesini eleştiren Ağca, “Burada bir insanı tanrı olarak tanrının oğlu masallarıyla tanıtarak insanlığı aldatıyorlar. Bu kitap nedir İsa Mesih için en aşağılık hakaretler var. ‘Mesih İsa bir hiç’ diyor. Hani sizin tanrınız da tanrınızın oğluydu. ‘Veled-i zina’ diyor aşağılık insanlar. Hayır insan tanrı değil tanrının oğlu değil ama kutsal bir insan. Birilerinin haykırması lazım. Bu öyle basit sakin kelimelerle söylenecek bir şey değil.”

Batı medeniyeti gibi Doğu medeniyetinin de çöktüğünü savunan Ağca, Usame Bin Laden ve El Kaide’nin şu anda Doğu medeniyetini temsil ettiğini öne sürdü. Kendisinin hiçbir din adına konuşmadığını öne süren Ağca, “Ben Musa peygamberin, Mesih İsa’nın tanrısı adına konuşuyorum. Beni dünyaya sunan da Vatikandır. Hiçbir milleti devleti temsil etmiyorum. Kainatı yaratan yöneten tanrı adına konuşuyorum. Doğu ve batı medeniyeti yeni bir dünya düzeni için bir araya getirmeyi diyalogu devam ettirmeyi düşünüyorum.” Şeklinde konuştu.

“İNSANLARIN BAKIŞLARINDAN RAHATSIZ OLUYORUM”

Açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını cevaplayan Ağca, basın mensuplarının ‘Yılarca hapishanede bulundunuz. Adaptasyon sorunu çekiyor musunuz?” sorusu üzerine Ağca, “Tabi bir anda toplumu anlamak, hayata adapte olmak mümkün değil ama şunu söyleyebilirim. İngilizce sözlerimizde biraz hayretle karşılayabilirsiniz. Ben Harward Üniversitesi’nden Oxford profesörlere ders verebilirim. Onların eserlerini görüyorsunuz. Bunlar adam olsaydı toplumlarını bu iflasa sürüklemezlerdi. Bunun için ilahi hakikatten başka hiçbir çıkış yolu yok. Toplumun içine pek giremiyorum. Bakışlardan rahatsız oluyorum. Ama zamanla herhalde rahatlıkla normal hayatımı yaşayacağım. İstanbul’da yaşıyorum. Malatya’ya yakında gitmeyi planlıyorum.” diye konuştu.

Günlük hayatı hakkında da bilgi veren Ağca, zamanını incil ve tevrat yazarak, spor yaparak geçirdiğini ifade etti. Gazetecilerin ‘Televizyonlardan teklifler aldınız bunlarla ilgili ne söyleyeceksiniz?” sorusu Ağca’yı kızdırd. Ağca, “Bunlar ortaçağ zihniyeti ilkel zihniyetler. Herkesin bir rolü misyonu var. Yarışma programı diyorum bunlar çok aşağılık davranışlar. Bunu saygıyla karşılamak mümkün değil. Ben mesihim diyen birini buna davet etmek doğru değil. Ben mesihim ve tanrıyı temsil ediyorum. Ama öyle bir dans yarışması gibi aşağılık bir şeye kimse beni davet edemez.” şeklinde konuştu.

Film projesi ve teklifler üzerine Ağca, henüz bir karar verilmediği ancak yurt içinden ve dışından teklifler geldiğini belirtti. Türkiye’de Papa Suikasti konusunda pek çok kitap yapıldığını ve onlarca belgesel film hazırlandığını belirten Ağca, gerçeklerin kendi elinde oduğunu ve son sözü kendisinin söyleyeceğini aktardı.

İPEKÇİ CİNAYETİ SORUSUNA CEVABI “TÜRKİYE’DE İÇ SAVAŞ VARDI”

Basın mensuplarının ” ‘İnsan öldürmeyle bir yere varılamaz’ diyorsunuz ama siz de insan öldürmekten hapis yattınız. Burada bir çelişki yok mu?” sorusu üzerine Ağca, Onun ayrı bir konu olduğunu ve o dönemde Türkiye’de iç savaş ortamı olduğunu öne sürdü. Şu anda Mesih olma görevinin kendisinde olduğunu ve buna göre davranmak zorunda olduğunu anlatan Ağaca, Hz. Musa’nın 10 Emir’de ‘öldürmeyeceksin’ demesine rağmen İncil’de katil olarak geçtiğini söyledi. Ağca, “Katille işgalciler ben her türlü terörizmi de cinayeti de suçu da kesinlikle lanetliyorum. Meşruiyet adamı olmak zorundayım. Tanının yeryüzündeki temsilci olarak. Bırakın eskiden var mı yok mu? Burada yepyeni bir Ağca var. Mesih Ağca var. Ben Mesih olduğumu 80 yılında birileri söyledi ama 83 yılında keşfettim. Ben ilahi adalet ve hakikatim Mesih olarak. Bu kesinlikle küfür değil. Bu hak dine mükemmel dine aykırı bir şey de değil. Aptallar cahiller Ağca kafir derler.”

Kendisinin insanlığın son umudu olduğunu öne süren Ağca, yazdığını söylediği Tevrat ve İncil’i bir iki ay içinde tamamlayacağını belirtti.

Etiketler: , , , , ,


Mar 23 2010

Anayasa değişikliğinde türban yine gündemde

Category: Haberler,Kadınlaradmin @ 16:57

Türban tartışması yeniden…
Ak Parti‘nin Anayasa değişiklik paketindeki bir cümle, yeniden “türban’a kamusal alanda serbestlik” tartışmasını başlattı.
Tartışma, değişiklik paketinde yer alan Anayasa’nın 10. maddesinde yapılması önerilen bir ekleme nedeniyle ortaya çıktı.
Mevcut Anayasa’da kişilerin  kanun önünde eşitliğini düzenleyen 10. maddenin ikinci fıkrası şöyle;

Zeynep GÜRCANLI
hurriyet.com.tr

“Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.”
Ak Parti‘nin değişiklik teklifinde, bu fıkraya bir cümle eklenmesi öneriliyor;
“Bu maklatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz…”
İşte tüm tartışmayı çıkaran da bu ek cümlecik.

CHP‘Lİ VEKİL: BU MADDE ÜNİVERSİTEDE TÜRBANI SERBEST BIRAKIR

Tartışmayı alevlendiren CHP Konya  Milletvekili Atila Kart. Aynı zamanda TBMM Anayasa Komisyonu üyesi de olan Kart, 10. maddede yapılan bu eklemeyle iktidar partisinin türban düzenlemesine Anayasal dayanak oluşturmayı amaçladığını söyledi.
Kart, Hürriyet.com.tr’ye yaptığı açıklamada, “türbana serbestlik düzenlemesine Anayasal dayanak oluşturmayı amaçlıyorlar. Bundan sonra da yasal ya da idari yöntemlerle, yönetmelik gibi, kamusal alanda türban yasağını aşmayı planlıyorlar” diye konuştu.
Ak Parti‘nin daha önce de Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde benzer bir düzenleme yapmaya çalıştığını, ancak bunun Anayasa Mahkemesi‘nden döndüğünü hatırlatan Kart, “Aynı amaca yönelik yeni bir yöntemdir bu yaptıkları. Bu eki yaparak, Anayasa’nın ilk üç maddesini ve konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının sonuçlarını etkisiz kılmayı amaçlıyorlar” dedi.
Kart, Ak Parti‘nin böyle bir düzenlemenin Anayasa Mahkemesi‘nden döneceğini bildiğini de belirterek, “ama seçimler yaklaşıyor. Şimdi bu madde dönünce, ‘biz çabaladık ama bu oligarşik bürokrasi, bu yargı, bu CHP yok mu? Yine bizi engellediler’ demeyi amaçlıyorlar” dedi.

Ak Parti‘Lİ KUZU: ŞÜPHECİLİKLERİ ARTIK HASTALIK HALİNE GELMİŞ

Ancak Atila Kart’ın bu sözlerine itiraz, Ak Parti‘li Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’dan geldi.
“Şüphecilik bir başladı mı, hastalık haline gelir. Bunların şüpheciliği hastalık olmuş” diyen Kuzu, aynı cümleyi 2004 yılında ilgili maddede yapılacak değişiklik Anayasa Komisyonu’nda tartışılırken, CHP‘nin aynı cümleyi önerdiğini söyledi. Kuzu, “Bu cümlenin aynısı, 2004′te Anayasa Komisyonu’nda CHP‘nin önergesinin aynısıdır. O zaman sormazlar mı? CHP, başörtüsüne serbestlik için mi önermiş bu cümleyi? O zaman başörtüsünü amaçlamıyordu da, şimdi mi amaçlıyor?” diye konuştu.

Etiketler: ,


Mar 18 2010

Güzel Oyuncu Anne Oldu

Category: Erkekler,Kadınlar,Magazinadmin @ 11:35

GORA VE AROG sinema filmlerindeki ‘Ceku’ rolüyle sinemanın aranan oyuncuları arasına giren Özge Özberk bir erkek bebek dünyaya getirdi.

işadamı Hayim Sadioğlu ile evli olan Özberk bebeğinin adını ‘Leo’ koyduklarını söyledi. Özberk, “Benim burcum aslan, eşim Hayim’in burcu da aslan. O da ismiyle aslan olsun istedik” dedi. Ünlü oyuncu çocuğuyla ilgilenebilmek için oyunculuğa bir yıl süreyle ara verdiğini belirtti.

Etiketler: , , , ,


Mar 13 2010

İstiklal Marşı’ndan ceza olur mu?

Category: Genel,Haberler,Kadınlaradmin @ 17:18

Geçtiğimiz sene Bodrum’da verdiği konserde pot kırıp seyirciye “Diyarbakır’dan mı geldiniz hepiniz? Dağdan mı? Moron moron bakıyorsunuz” diyen Demet Akalın, Diyarbakırlı vatandaşlardan, kasetçilerden tepki görmüş posterleri yırtılarak protesto edilmişti. Akalın’ın konuyla ilgili defalarca özür dilemesine karşılık, şarkıcı adına suç duyurusunda bulunulmuştu. İncelemeyi tamamlayan mahkeme geçtiğimiz hafta kararını verdi, Akalın’ın halkı aşağılama niyeti olmadığına hükmederek tedbir cezası kesti. Ceza olarak İstiklal Marşı’nın sözlerini el yazısıyla bir kağıda yazacak ve marş hakkında 5 sayfa yorum yapacak olan Akalın “Düşünce çok hoşuma gitti. İstiklal Marşı’nı okul yıllarımdan ezbere bilirim. Hemen yazmaya başladım. Yazarken çok keyif aldım. Yorum için ise uzun bir zaman ayırdım.” diye yorumladı yorumlamasına ama karar herkeste aynı sevinci yaratmadı. 12 Eylül zamanını hatırlatan çağ dışı bir uygulama mı, Avrupa standartlarına yakınlaştığımızın göstergesi ıslah edici bir ceza yöntemi mi? Ulusal marştan ceza olur mu?
İşte farklı görüşler…

Para cezasından çok daha etkili, çağdaş ve ıslah edici bir ceza yöntemi

Demokrat Hukukçular Derneği Başkan Yardımcısı Av. KADİR AKBAŞ:

Yeni ceza yasası bu konuda hâkime suçlunun kişiliğine uygun, farklı cezalar verebilme tercih etme yetkisi tanındı. Bu çağımızla bağdaşan bir uygulamadır. İstiklal Marşı bir anlamda Türk milletinin birliğini, bütünlüğünü; millet olma bilincini ifade eden bir marş. Kişinin işlediği suç, söylemiş olduğu bu sözler, milletin birliğine, birlikte yaşama arzusuna, isteğine zarar verdiği için İstiklal Marşı’nı yorumlama cezası çok da anlamsız bir ceza değil. Demet Akalın’ın davasında da, işlendiği iddia edilen suçu, sonucu itibariyle bağdaştırılabilen çağdaş bir cezalandırma sistemidir. Kişiye söylediklerinin, yaptıklarının sonuçlarıyla ilgili daha sağlıklı düşünebilmenin ikazı oluyor bu ceza da. Bin TL ya da iki bin TL gibi bir para cezası Türk hazinesine çok fazla bir şey katmayacak. Bu cezayı İstiklal Marşı gibi, Türk milletinin birliğini ifade eden bir metnin suçlu bulunan kişi tarafından daha iyi anlaşılması için bir fırsat olarak görüyorum. İstiklal Marşı’nı yazma, yorumlama ya da bir kitap okumak, ki o belli bir konu üzerindeyse işlenen suçla da ilgili bir konudaysa, bir cezadan daha çok ıslah edici, o suçu işlerken yetersizlik söz konusuysa belki o eserin okunmasıyla bilgi eksikliğinin giderilmesi amaçlanabiliyor. Bu anlamda para ve hapis cezası dışında cezaların kullanılmasının çok çağdaş ve daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Hafif cezalarda size naif gelebilecek cezalandırmaların da düşünülmesi, uygulanması bence son derece olumlu bir uygulama. Demet Akalın da “Bu ceza hoşuma gitti” demiş sanırım, bu da tek başına suçlu bulunması, söylediklerinin ceza yasasında suç olarak tanımlanan bir eyleme uyduğunun anlaşılması bile bir sanatçı açısından başlı başına üzüntü kaynağı olmalı. Çünkü sanatçı toplumun birliğine ve bir arada yaşama isteğine katkıda bulunulması istenen kişidir. O kişinin de toplumun kesimleri arasında kin ve düşmanlığa yol açtığı görülünce mahkeme böyle bir karar veriyor. Hiçbir ceza verilmemiş olsa bile bir sanatçının böyle bir suçu işlediği mahkeme kararıyla tespit edilmesi de yeterince ağır bir cezadır.

Bu tür cezalar gelişmiş ülkelerde uygulanır, standartlarımız yükseliyor

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Öğretim Görevlisi Prof. Dr. AHMET GÖKÇEN:

Bu tür cezalar hapis cezalarına seçenek olacak yaptırımlardır; mesela İstiklal Marşı yazma ya da kitap okuma gibi cezalar kısa süreli hapis cezaları için alternatif olarak veriliyor. Veya kişilere para cezası vermek yerine, düşük hapis cezası olan konularda, bu tür yöntemler kullanılıyor. Mahkeme Demet Akalın’ın davasında da böyle takdir etmiş. Bu ceza için de mahkeme takdir ettikten sonra diyecek bir şey yok. Ama bu ceza hapis cezasından daha ağır ve daha kötü bir ceza değildir. Bu tür cezalar gelişmiş ülkelerde uygulanan yöntemlerdendir. Artık bizde de uygulanmaya başladı. Demek ki Türkiye’nin de bu konuda standardı yükselmiş durumda. Bu da iyi bir gelişmedir. Eskiden de bizde buna benzer düzenlemeler vardı. Ama son dönemlere kadar kullanılmıyordu. Şimdi yeniden uygulanmaya başlandı. Bu tür cezaların faydası vardır elbette. Zaten cezanın amacı, suç işleyen kişiyi topluma yeniden kazandırmaktır. Bu cezaların amacı da hem toplumsal barışı sağlamada önemlidir cezalandırmak suretiyle hem de kişileri topluma kazandırmaktır. Hâkim o Demet Akalın’ın bu davranışının böyle bir cezai müeyyide ile düzeleceğini öngörmüştür ve o yüzden böyle bir yaptırım uygulamayı uygun görmüştür. Hâkimin bu kararını da saygıyla karşılamaktayım.

**

Demek ki İstiklal Marşı’nı okuyup söylerken hepimiz cezalandırılıyoruz

12 Eylül’ü çağrıştıran baştan aşağı öznel ve keyfi bir hüküm

Ataol BEHRAMOĞLU
Şair Yazar

Söz konusu cezada ilginç olan, yargıcın bu yetkiyi nereden aldığının belli olmayışıdır. Yargıçların yetki ve sorumluluklarının içerik ve sınırları bellidir. Herhangi bir yasada bir yargıcın İstiklâl Marşı ya da bir başka metnin yorumunu değerlendirme konusunda yetkili olduğuna ilişkin bir hüküm bulunabileceğini sanmıyorum. Yargıç verdiği cezanın doğru ve uygun biçimde yerine gelip gelmemiş olduğunu nasıl, hangi yetkiyle, nasıl bir uzmanlığa sahip olarak denetleyecek? Yorumlanması istenen metin İstiklâl Marşı değil de söz gelimi Görecelik Kuramı, ya da herhangi bir sıradan gazete haberi de olsa, durum değişmeyecekti. Cezalandırma olgusunda nesnellik vardır. Başka bir deyişle, keyfilik olamaz.
Bu hüküm ise baştan aşağı öznel ve keyfidir. Öte yandan, İstiklâl Marşını yazıp yorumlamayı ceza olarak görmek ayrıca yanlış ve ayıp. Demek ki bir ağızdan İstiklâl Marşı okunduğunda hem söyleyenler hem dinleyenler cezalandırılmış oluyor. Bu bana 12 Eylül hapishanelerinde emir komutayla, sopa tehdidiyle marş söylettirilmesini çağrıştırdı. Yani nereden bakılırsa bakılsın, son derece saçma, anlamsız, temelsiz, aynı ölçülerde de (yargıca her şeyi yapabilme hakkının kapılarını açmakla) son derece tehlikeli bir hüküm.

Okumak bu ülkede cezadır

Ayşe KULİN
Yazar

Bir ülkede şiir okumayı, edebiyat okumayı, kompozisyon yazmayı ceza olarak veriyorlarsa okuma daima bu memleketin insanları için bir ceza olmaya devam edecektir.

Demet Akalın, Demet Akalın olalı böyle zulüm görmedi!

Ece TEMELKURAN
Gazete HABERTURK Yazarı

Bu ceza iki kere ironik: İlki, Diyarbakır’da yaşayan Kürt halkın bu suç duyurusunda bulunması ve bunun cezasının İstiklal Marşı’nın okunup yazılması olması enteresan tabii ki. Demet Akalın, Demet Akalın olalı böyle zulüm görmedi dedirtecek türden bir ceza olabilir.
İkincisi de, Demet Akalın vaktiyle bir laf etmiş, kardeşim İnan Temelkuran’a Altın Portakal kazandıran filminde epigraf olarak da kullanılmıştı: “Ah keşke beni dövseydi, akıllanır, bacağımı kırıp otururdum” diye sevgilisiyle ilgili bir sözdü. İnan da onu Kenan Evren’in “Gelecek nesilleri yabancı ideolojilerden korumak için her türlü tedbiri alacağız” sözüyle birlikte kullanmıştı. Demet Akalın o anlamda, “her türlü yabancı ideolojiden korunmuş temiz bir neslin” temsilcisi olarak enteresan bir figürdür. Ve şimdi onu akıllandırmak için 12 Eylül’ün cezaevlerinde uygulanan zorunlu istiklal Marşı okuma cezası enteresan ve tarihsel bir ironi olarak düşünülebilir.

“Ne şair ne de millet böyle bir cezayı hakediyor”

Yazar Pınar KÜR

Herhangi bir şiiri, kitabı, sanat eserini ‘ceza malzemesi’ olarak kullanmak bence yanlış ve esere saygısızlıktır. Vaktiyle, sıkı yönetim cezaevlerinde de İstiklal Marşının sopa yerine kullanıldığını duymuş ve çok üzülmüştük.
Bence ne şair ne de millet böyle bir cezayı hakediyor.

“Devletin kutsalı”ndan ceza olmaz

Ahmet TELLİ
Şair

Ben insanların kutsalları olamayacağını düşünüyorum, hiçbir şey kutsal değildir. O bakımdan kurumların, devletlerin kutsalları üzerinden insanların ceza görmesine, bu yöntemlerle ceza verilmesine son derece karşıyım.

Hangi devlet, ulusunu ulusal marşıyla cezalandırır?

Mehmet Akif’in şiirinden ceza verileceğine, evine sahip çıkılsaydı

Can DÜNDAR
Milliyet Gazetesi Yazarı

Özelde siz değerli hâkimler, genelde Türkiye’yi yönetenler, bu ülkenin milli marşını bir falaka sopası olarak kullanmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz acaba? Hangi devlet, ulusunu ulusal marşıyla cezalandırır ki? Geçenlerde Yaşar Okuyan’ın 12 Eylül dönemi Mamak Cezaevi anılarını dinledim: “Bizi eksi 20 derecede dışarı çıkarıp 30 defa üst üste İstiklal Marşı söyleterek terbiye etmeye çalıştılar” diyordu. Marşın sözlerini baştan sona ezberlemeyenler öldüresiye dövülürmüş. Marşı sevenler bile nefret ederek tahliye olmuş. Hadi o, 30 yıl önceydi. Ya şimdi? Gerçekten son olmayı dileyerek kestiğiniz cezayı ve bahsettiğim anlayışı bir kez daha değerlendirmenizi rica ediyorum. Mehmet Akif, evinin duvarına yazdığı ve ‘Milletimin kalbine gömdüm’ dediği marşın işkencede, törende, konserde dayak niyetine kullanıldığını bilse acı çekmez miydi? ‘Suçlular’ı marşı yazdırma cezasıyla terbiye edeceğinize, marşın şairinin devletin elinde bakımsızlıktan yok olan evinin bakımıyla görevlendirmeniz daha faydalı olmaz mıydı? Marşımızla çatmayın bize kurban olayım!

Etiketler: , , , ,


Mar 11 2010

TRAMVAY ÖĞRENCİLERE ÇARPTI

Category: Erkekler,Genel,Haberler,Kadınlar,TV,Yaşamadmin @ 20:38

İstanbul Merter’de, Bahçelievler Kemal Hasoğlu Lisesi öğrencisi, ikisi kız 3 öğrenci, okul çıkışında karşıdan karşıya geçerken, Bağcılar-Zeytinburnu seferini yapan tramvayın altında kaldılar.

25 metre sürüklenen ve üçü de ağır yaralanan öğrenciler çevreden gelen ambulanslarla İstanbul Hizmet, Bakırköy ve Bağcılar Devlet Hastanelerine kaldırıldılar.

Öğrencilerden birinin adının İrem Dinçsoy olduğu belirlenirken diğer iki öğrencinin isimleri henüz belirlenemedi.

Kaza sonrasında görgü tanıkları ilk belirlemelere göre, öğrencilerin dikkatsizce tramvay yolu üzerinden geçtiğini öne sürdüler.

Etiketler: , , , ,


Mar 11 2010

YAŞLI KADINI BÖYLE SOYDU

Category: Genel,Haberler,Kadınlaradmin @ 20:34
90 yaşındaki kadının evine girerek, boğazına bıçak dayayan hırsız, kameralara böyle yakalandı
90 yaşındaki Margaret Killeen’in evinin kapısında duran bir silüet, yaşlı kadının kapısını çaldı.

Saniyeler sonra, kapşonlu bir hırsız yaşlı kadının boğazına bıçak dayayıp, değerli şeylerini ona vermezse öldüreğini söyledi.

İngiltere’de yaşanan bu korkunç anlar, Margaret Killeen’in evindeki güvenlik kamerası tarafından saniye saniye kaydedildi.

Görüntülerde yaşlı kadının kapıyı üzerinde sadece bir banyo havlusuyla açtığı izlenirken, hırsızın onu bir gardroba bağlayıp, evdeki değerli eşyaları çalıp kaçtığı öğrenildi.

Büyük tepki çeken ve “İngiltere’nin çöküşünü sergiliyor” yorumları alan olayın ardından 37 yaşındaki Claire Taylor yakalanarak tutuklandı.

İlk başta suçu başkasına atan Taylor, suçlu bulundu ve 3 yıl 265 gün hapis cezası aldı


Mar 11 2010

DİŞ BAKIMINDA DOĞRU BİLİNEN 30 YANLIŞ

Category: Erkekler,Genel,Haberler,Kadınlar,Sağlık & Diyetadmin @ 20:31

 Diş deyip geçmeyin…. Kalpten beyne öyle hastalıkların tetikleyicisi olabilir ki hayatı size zehir eder. Siz siz olun ağız ve diş sağlığı konusunda tedbiri elden bırakmayın. Halk arasında sıkça rastlanan ve doğru bilinen yanlışlara da sakın ola kanmayın…

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, ağız ve diş bakımında doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış bildiğimiz doğruları şöyle sıraladı:
1- Sert diş fırçası daha iyi temizler. (YANLIŞ)

Dişleri iyi fırçalamak; fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaların kullanılması uygundur. Çok sert fırçalar, dişleri aşındırabilir. 

 

Bastırarak fırçalamak; dişleri temizlemek yerine, “fırça çürüğü” dediğimiz aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakası aşındığı için, alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur.

 

Diş beyazlaştırıcı olarak piyasada satılan macunlar aslında dişleri beyazlatmaz. Ayrıca antitartar veya sigara içenlere yönelik üretilen diş macunlarında da yoğun miktarda aşındırıcı maddeler olduğu için uzun süreli kullanımda diş minesine kalıcı zararlar verebiliyor.

4- Karbonat vetuzla fırçalamak dişleri beyazlatmaz. (DOĞRU)

Karbonat ve tuz, iri granüllü maddeler olduğu için dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda dişler parlaklığını kaybeder ve yiyip içtiğimiz besinlerle, dişler daha kısa zamanda doğal rengini kaybeder.
 
5- Diş macununu fazla kullanmak dişleri çizer. (YANLIŞ)

Dişlerin mine tabakasının çizilmesi; macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O yüzden granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ise “mercimek tanesi” büyüklüğünde olmalı.

 

Diş fırçası, fırçalamaya başlamadan önce ıslatılmamalıdır. Çünkü fırça kılları ıslatılınca, sertliğini kaybeder. Macunun köpürmesi için de yeterli sıvı ağızda mevcuttur. 

7-  Dişler kahvaltıdan önce fırçalanır. (YANLIŞ)

Dişler günde en az iki kez, kahvaltı ettikten sonra ve yatmadan önce fırçalanmalı. Dişler fırçalandıktan sonra, dilin üst yüzeyi de yumuşakça dili tahriş etmeden fırçalanmalı.

 

Dişte şekil bozukluğunu düzeltme, dişler ağızda mevcut olduğu sürece her yaşta uygulanabilir. Ortodontik tedavi ya da porselen kaplama (lamina) sayesinde; dişler mevcutsa, her yaşta düzeltme yapılarak, güzel görünen dişlere sahip olunabilir.

 

 

İmplant’ı, eksik olan dişlerin yerine çene kemiğine yerleştirilen yapay diş kökleri olarak tanımlayabiliriz. İmplant uygulaması sadece, yara iyileşmesini etkileyen bir sistemik hastalık ile kontrol altında olmayan kalp ve şeker hastalığı söz konusu ise yapılmaz.

11- Dişleri çamaşır suyu gibi temizlik ürünleri ile fırçalamak dişleri asla beyazlatmaz, çok sağlıksızdır. (DOĞRU)
 Diş beyazlatma işlemi, mutlaka bir diş hekiminden profesyonel yardım alınarak yapılmalıdır. Kulaktan dolma bilgilerle diş beyazlatmaya çalışmak son derece yanlıştır.

12- Beyazlatma (bleaching) dişleri daha da sarartır. (YANLIŞ)

Beyazlatma işlemi, normal diş rengini daha da açmak için yapılır. Beyazlatmanın ilk yapıldığı dönemlerde kahve, çay ve sigara gibi dişleri renklendirecek etkenlerden uzak durmak gerekir. Beyazlatmayı yapacak hekimin tavsiyelerine uyulursa, beyazlatmanın hiçbir yan etkisi yoktur.

 

Diş taşı temizliği, uzman bir hekim tarafından doğru uygulandığı takdirde minenin zedelenmesine neden olmaz. Çünkü diş taşı temizliği işleminde diş dokusuna zarar verilmeden, diş yüzeyine ait olmayan oluşumlar (plak, diş taşı) uzaklaştırılır.

14- Diş taşları temizlendikten sonra daha çok diş taşı oluşur. (YANLIŞ)

Dişleri düzenli ve doğru fırçalamak diş taşı oluşumunu engeller. Altı ayda bir diş hekimi kontrolü sayesinde, iyi fırçalayamadığımız alanlarda oluşan diş taşları, hekim tarafından temizlenmiş olur. Bunun da dişe hiçbir zararı yoktur.

15- Ağız kokusu herkeste olur ve geçmez. (YANLIŞ)

Ağız kokusu; çürük diş, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit yahut üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanabilir. Bu hastalıkların tedavisi sonucunda ağız kokusu önlenebilir.

16- Diş röntgeni doğada alınan radyasyondan daha azdır. (DOĞRU)
Diş röntgenleriyle alınan radyasyon oldukça azdır. Bu radyasyon doğada alınan radyasyondan daha azdır.

17- Hareketli protezler çamaşır suyuna konursa beyazlar. (YANLIŞ)
Hareketli protezleri çamaşır suyuna koymak zararlıdır. Çamaşır suyu, protezin kırılganlığını artırır, ömrünü azaltır. Protezler için özel temizleme tabletleri vardır ve onlar kullanılmalıdır.

18- Çekilen 20 yaş dişinin yerine diş yaptırmaya gerek yoktur. (DOĞRU)
20 yaş dişi çekildiyse, yerine protez diş yaptırmak gerekmez.

19- Diş fırçalarken diş etlerinin kanaması iyidir. (YANLIŞ)
Diş fırçalarken görülen kanamalar, diş eti iltihabının belirtilerinden biridir. Vakit geçirmeden bir diş hekimine başvurmak gerekir. Diş etlerinin, kanamadan dolayı fırçalanmaması sonucu, mevcut iltihabi durum şiddetlenecektir. Hastalar kanama olan bölgeyi daha iyi fırçalamalı ve diş hekimine tedavi için başvurmalı.

20- Diş ağrıyınca dişin üzerineaspirin,tütün, kolonya, rakı ve tuz koymak ağrıyı keser. (YANLIŞ)
Alkol ve alkol içerikli maddelerin diş ve dişeti bölgesine uygulanması sonucu dişetlerinde “alkol-aspirin yanığı” denilen komplikasyonlara neden olur. Dişlerin üzerine uygulanan diğer maddelerin (tütün, tuz gibi) de ağrı kesici özellikleri yoktur. Ağrı, ancak mevcut sorun giderildiğinde ortadan kalkar
21- Çekim için kullanılan lokal anestezikler morfindir vebağımlılıkyapar. (YANLIŞ)
Diş hekimliğinde kullanılan lokal anestezik maddeler morfin içerikli değildir ve alışkanlık yapmaz. Morfin, tıp alanında sınırlı vakalarda kullanılan bir ilaçtır.

22- Anestezi yurtdışından gelen morfinle yapılırsa ağrımaz. (YANLIŞ)
Günümüzdeki lokal anestezik maddeler belli standartlarda üretilmiştir. Avrupa malı olmasına gerek yoktur.

 

24- Süt dişleri daimi dişlere sürme rehberliği yapar, zamanından önce dişler çekilmez. Süt dişleri düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır. (DOĞRU)
Süt dişinin erken çekimi, alttan gelen daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olur. Bu nedenle düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır. 

25- Hamilelikte dişten kalsiyum çekildiğinden, dişetleri kanar. (YANLIŞ)
Hamilelik dönemindeki diş eti kanaması, dişten kalsiyum çekilmesi nedeniyle olmaz. Kanamanın nedeni, ağız bakımının yeterli sağlanmaması halinde hamilelikteki hormonal değişiklikler sonucu dişeti iltihabının oluşması veya mevcut dişeti iltihabının şiddetlenmesidir.

26- Her hamilelik bir diş götürür. (YANLIŞ)
Her hamilelikte diş kaybının gerçekleşmesi söz konusu değildir. Ağız bakımının tam olarak sağlanamaması, tedavi edilemeyen çürüklerin varlığı ve diş eti hastalıklarının ilerlemesi durumunda diş kayıpları görülür

27- Hamilelikte diş tedavisi bebeğe zarar verir. (YANLIŞ)
Aciliyet gerektiren diş tedavileri, hamileliğin her döneminde yapılabilir. 

28- Çürük diş çekildikten sonra pis kan akıtılmalıdır, çekilen dişin yerini kanatmak iyidir. (YANLIŞ)
Diş çekiminden sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır. 

29- Diş teli sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de kullanılır. (DOĞRU)
Ortodonti (tel tedavisi) alanındaki son gelişmeler sayesinde; tel tedavisi sadece çocuklara değil, erişkin hastalar için de uygulanabilir.

30- Ağrıyan dişi çektirip kurtulmak çözüm değildir. Dişi tedavi ederek mümkün olduğunca ağızda tutmak gerekir. (DOĞRU)
Çürük diş için mümkün olan her türlü tedavi uygulanmalı. Çünkü ne fonksiyon, ne de estetik yönünden hiçbir protez kendi dişinizden daha iyi olamaz

Etiketler: ,


« Önceki SayfaSonraki Sayfa »