Yaprak Dökümü dizisinin Necla’sı Fahriye Evcen, evleneceklerinin konuşulduğu günlerde sürpriz bir kararla Özcan Deniz’le ilişkisini bitirmişti. Dört ay önceki ayrılığın ardından sessizliğe gömülen Evcen’in aşk acısının sadece bir ay sürdüğü ortaya çıktı. Güzel oyuncu son üç aydır ‘Nefes’ filminde ki performansıyla dikkatleri çeken ve Yaprak Dökümü dizisine, Necla’ya âşık olan işadamı Ali karakteri olarak katılan Barış Bağcı’yla aşk yaşıyor.
Oca 17 2010
Doğru İnsanı Bulma İhtimali 285 Binde 1
İngiltere’de bir üniversitede matematik öğretmenliği yapan Backus yalnız olmanın bilimini matematiğe döktü. En iyi eşinizi bulmanın olasılığı 285 binde 1′e denk geliyor…
Warwick Üniversitesi’nde matematik öğretmenliği yapan Peter Backus insanların neden yalnız kaldığını bilimle bulmaya çalıştı. Üç yıllık yalnızlığı sonrasında “Neden Bir Kız Arkadaşım Yok” adlı tezin yazan Backus’a göre doğru insanı bulma şansınız 285 binde 1′e denk geliyor.
Backus bu tezinde dünya dışı yaşam arayışında kullanılan Drake Denklemi’nden yararlanmış.
Sonuçlar da İngiliz bekarlar için hiç de umut vaadetmiyormuş. 30 yaşındaki Backus, İngiltere’de yaşayan 30 milyon kadından sadece 26 tanesinin kendisine uygun olduğu sonucuna varmış.
Denklem yaşları 24 ila 34 arasında olan, Londra’da yaşayan, bekar kadınları baz almış. Durum böyle olunca da Backus’un şansı oldukça düşmüş.
Ekonomi uzmanı Backus, “Muhteşem bir ilişki yaşama olasılığım olan sadece 26 kadın var. Bir gece dışarı çıkmamda onlardan biriyle tanışma şansım yüzde 0.0000034. Bu da 285 binde 1′e denk geliyor” dedi.
Backus orijinal denklemi hayalindeki randevu kriterleriyle değiştirdi; kadınların onu çekici bulma olasılığı ve yaşları 24 ila 34 arasında değişen Londralı kızlar gibi kriterleri kullandı.
Backus, “Sonuçlar aşk arayan insanlar için iç karartıcı gözükebilir ama bekarlar iyi yönünden bakmalı; bu sizin suçunuz değil” dedi. Tezin tamamına üniversitenin internet sitesinden ulaşılabilir.
Sohbet Odaları - Yorum (0)
Oca 05 2010
6 Ay Öpüşmek Bağışıklık Sağlıyor
İngiltere’deki Leeds Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre öpüşmenin insan sağlığı için çok yararlı olduğu da ortaya çıktı. İngiliz araştırmacılara göre, bu alışkanlık özellikle hamilelikte tehlikeli olan bir bakterinin erkekten kadına geçmesine imkân tanıyor. Tükürük içinde saklanan bakteri ‘Sitomegalovirüs’, normalde çok ciddi bir soruna neden olmuyor. Ancak kadınlarda hamilelik döneminde tehlike oluşturuyor.
Doğmamış bebeklerin ölümüne sebep oluyor ya da bebekte sağırlık gibi kalıcı hasarlar bırakıyor. Mikrobun yayılmasına aracı olan öpüşme bir yandan bakteriye karşı bağışıklık kazanmaya da yarıyor. Uzun süre aynı insanla öpüşüldüğünde sitomegalovirüsün yarattığı etkilere karşı bağışıklık sağlanıyor.
6 ay öpüşmek bağılıklık sağlıyor
Leeds Üniversitesi’nden Dr. Colin Hendrie, ‘Medikal Hipotez’ dergisinde yayımlanan çalışmasında “Belirli bir erkeğin sitomegalovirüsüne karşı bağışıklık kazanmak yine ağızdan ağıza özellikle de erkeğe göre daha kısa olan kadına tükürük akışı ile gerçekleşir. Altı ay boyunca belli bir insanla öpüşmek bu bakteriye karşı bağışıklık sağlar” diyor.
Kısa bir öpücük sırasında kadına çok küçük oranda bakteri bulaşıyor. Öpüşme uzayınca kadın vücudu bu mikroba bağışıklık kazanıyor. Araştırmacılar öpüşerek, genlerin ipuçlarını taşıyan tükürükle evrimsel bir kalite kontrol mekanizması oluşturulduğunu söylüyor.
Sohbet Odaları - Yorum (0)
Oca 03 2010
Bir ilişki nasıl yürür?
Kadınlarla erkekler arasındaki ilişkileri komik bir üslupla anlatan TürkMax’teki 1 Kadın 1 Erkek isimli dizi, kısa sürede izleyicilerde büyük tiryakilik yarattı. Demet Evgar ile Emre Karayel’in başrollerini paylaştıkları, skeçlerle kurulu dizi; evde, arabada, alışverişte, kayınvalidenin evinde, tatilde, spor merkezinde ve akla gelebilecek her yerde geçiyor ve dünyadaki her çiftin yaşayabileceği komik durumlar, kavgalar, tartışmalar herkesi gülmekten kırıyor… 1 Kadın 1 Erkek’in orijinali ‘Un Gars Une Fille’ adıyla Kanada’da yayınlanmaya başladı önce. Daha sonra Fransa, İtalya, Bulgaristan, Yunanistan, Polonya, Ukrayna, İsveç, Portekiz, İspanya, Rusya, Hollanda, Meksika, Litvanya, Lübnan, Letonya, İsrail, Yunanistan, Almanya, Belçika’da uyarlanarak yayıldı. Her yayınlandığı ülkede çok başarılı olup fenomenleşti ve hiçbir kategoriye girmeden farklı, özgün bir iş olarak yıllarca ekranda kaldı. Dizinin Türkiye versiyonu Altıoklar TV Programları şirketi tarafından yapılıyor. Bu programın yönetmenliğini ise Müge Turalı, yapımcılığını Mehmet Altıoklar gerçekleştiriyor. Dizi senaryolarının uyarlamasını ise Murat Dişli ve Itır Arda yapıyor. İşte son günlerde ekranın, dahası internetin en fenomen iki ismi Demet Evgar ve Emre Karayel’le kadın-erkek ilişkileri, ilişkideki hatalarımız ve sevaplarımız üzerine yapılmış keyifli bir sohbet. Keyifli pazarlar…
- 1 Kadın 1 Erkek başlayalı çok oldu ama giderek fenomenleşiyor. İnternette hele, çılgınlık halinde. O yüzden en baştan başlayalım…
- Demet Evgar: Başlayalım…
- Zeynep ve Ozan karakterlerini canlandırıyorsunuz dizide. Bunlar nasıl tipler ve nasıl bir ikili size göre?
- D.E: Aslında tek bir karakter değil bunlar, birçok kadının ve birçok erkeğin birleşimi bu arkadaşlar. Yelpaze geniş yani! Çünkü çok geniş bir kitleyi etkileyebilmesi, çok geniş bir kitleyi ilgilendirmesi gerekiyor. Özünde ise kadınların ve erkeklerin ortak paydalarında olan şeyleri barındırıyorlar tabii ki.
- Emre Karayel: Evet, dizinin adı Zeynep ve Ozan değil o yüzden; 1 Kadın 1 Erkek. Yani herhangi bir kadınla bir erkeğin ilişkilerini anlatıyoruz ama birtakım durumları daha komik ve daha köşeli aktarabilmek adına da birtakım özelliklere sahip Zeynep ve Ozan. Kadınlar kıskanç olduğu için Zeynep de kıskanç mesela. Ozan pinti, çünkü erkekler kadınların fazla para harcamasını istemez, kendileri harcarlar ama!
- ‘Erkekler pintidir, kadınlar kıskançtır’ falan diyorsunuz. Kadın ve erkekteki genel birtakım özelliklere mi vurgu yapıyorsunuz, böyle bir tablo mu var dizide?
- E.K: Bir kere yaptığımız, bir komedi işi. Komedi de zıtlıklardan ortaya çıkar. Sadece ‘kadınlar kıskançtır, erkekler de pintidir’ demek değil derdimiz ama öyle anlar oluyor ki hiç kıskançlık yapılmaması gereken durumlarda kadınlar kıskançlık yapabiliyor, pintilik yapılmaması gereken yerlerde erkekler pintilik yapabiliyor. Tabii bu denklemin bir sürü bir sürü versiyonlarını gözler önüne seriyoruz biz de…
BEDENLERİMİZ FARKLI BİR KERE
- ‘Kadın ve erkek birbirinden çok farklıdır’ denklemi mi bu?
- E.K: Evet öyle. Denklemi çözebilmenin tek yolu da kadın ve erkekteki bu değişken bilinmeyenleri, değişenleri doğru yerde doğru şekilde ortaya koymak, gözler önüne sermek.
- D.E: Bedenleri farklı bir kere! Kadının, doğurganlığından gelen bir sürü özelliği var. Mesela aşırı duygusallığı, gerçekten bedeni ve fizyonomisiyle ilgili bir şey. Regl dönemlerinde bir sürü haller oluyor kadına, çok çok sinir bir şey… Kontrol edemediğiniz bir ağrı var ve anlamadığınız bir şekilde algınız değişiyor. Her ay bununla başa çıkmak enteresan yapıyor insanı.
- Yani Kadınlar Mars’tan erkekler Venüs’ten gerçekten de!
- E.K: Yok, ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Farklı yaratıklar ama çok ortak noktaları var. Çektiğimiz skeçlerde bile ortaya çıkıyor bu. Mesela kadının komik duruma düştüğü ve erkeğin kendini akıllı sandığı durumların birçoğu farklı ortamlarda tersine dönüyor. Yani kadın evde, erkek de iş yerinde aynı aptal, aynı salak duruma düşebiliyor.
- D.E: Anlaşılamama, anlamama hali tamamen insani zaaflarla olan şeyler bence. Emre’nin dediği gibi, skeçte kadının zaaflarını ön plana çıkarırsak, bir süre sonra aynı zaaflar Ozan’da da çıkıyor. Yani bunlar insani şeyler aslında.
- Kadın-erkek ilişkileri hep çok bilinmeyenli bir denklemdir, hep merak edilir, hiç çözülemez, hep bir ipucu aranır. Sizde, yani bu dizide ipucu mu arıyoruz biz?
- E.K: Biliyorum ki, çiftler kavga etmeyi sevmiyor, istemiyor aslında. Onların yapacağı kavgayı biz yapıyoruz, bizi izleyene de sadece finali tartışmak kalıyor.
- D.E: Tartışabilmek önemlidir bana göre, mühim olan sonunu nasıl bağladığınızdır. Çok sıkıcı olur her konuda aynı fikirde olmak. Ama tartışmak da cesaret isteyen bir şeydir.
EVLİLİK DANIŞMANLARI DA ÖNERİYOR
- Bol bol yaptığımıza göre cesaretliyiz bu konuda galiba… Sevişmekten, öpüşmekten, sevgi göstermekten, sarılmaktan daha çok tartışıyoruz gibi geliyor bana!
- D.E: Dolayısıyla yıpranıyorsun ve boşanıyorsun! Ya da ayrılıyorsun.
- Dizi sayesinde ilişkilerin bir fotoğrafı çekildiği için izleyenler feyz alıyor mudur, bir şeyler kapıyor mudur sizce? Yoksa gülüp geçiyor muyuz bu hallerimize sadece?
- E.K: Ne kadar ‘biz bunu eğlencelik çekiyoruz, kadın ve erkek ilişkilerinin eğlenceli taraflarını, komik taraflarını, saçma taraflarını anlatıyoruz’ desek de, bizi seyreden birçok insan bunu kendi kafasında bir yere koyuyor. Bu işin anlatım tarzı da biraz öyle zaten. Yani şu demek: Bak, çok saçma yaptığımız bu kavgalar aslında, sen de bunu bir yere koy.
- D.E: Evlilik danışmanları ‘izleyin’ önerisinde bulunuyor hatta…
- E.K: Evet, ben Ebru Akel’in bir progr¤¤¤¤¤ katılmıştım, orada bir psikolog hanımefendi ilişkiler için bu diziyi önerdiklerini söyledi. Çünkü çok aranılası şeyleri gösteriyor bu dizi, çok gizli kapaklı kalmış durumları ekran önünde tartıştırıyor. O yüzden de biz istemesek de, insanlar öyle bir yere koyuyor diziyi.
- İlişkinin mimarı kadın mıdır, erkek midir?
- D.E: İlişkinin mimarı kadındır dersek, bu hem kadının üzerine yük olur, hem erkeğe hakaret olur. İki kişilik oyun gibi aslında bu iş; dolayısıyla partnerler de hayatla ve birbirleriyle var oluyorlar, oyunu da birbirleriyle var ediyorlar. Ama kadın vazgeçmezse o ilişki bitmiyor, daha çok uzuyor bana göre…
- E.K: Yuvayı dişi kuş yapar, bu da erkeğin işine gelir zaten.
ERKEKLER SKORA BAKIYOR
- Ne kadar zamandır birlikte Zeynep ve Ozan?
- D.E: Dört yıldır beraberler, evli değiller ve birlikte yaşıyorlar.
- E.K: Son iki yıldır da nişanlılar.
- Skeçleri izlediğim kadarıyla kadın her şeyi fazla abartan, dırdır eden pozisyonda; erkek ise daha aklı başında, daha mantıklı, alttan alan kişi. Kadın ve erkek adına pozitifliknegatiflik durumu var mı?
- D.E: Yoo, ikisini çok eşit çektik. Sadece Zeynep çok saf ve dışa dönük.
- E.K:: Örnek vereyim çok kısa. Bir kamp sahnesi çektik: Ozan karavanın klozet atık deposunu eliyle temizliyor, bir sürü hatalar yapıyor. Kadın bunu yapmaz oysa, temizlikte uzmandır!
- D.E: ‘Kadın bunu yapar erkek bunu yapmaz’ diye bakmıyorum ben. İnsanın yapacağı şeyler vardır, yapamayacağı şeyler vardır. Yani bu kişiye özel bir şey. Hayatımda hiçbir şeyi kadın ve erkek olarak ayırmam.
- Dizide taraflardan biri evlilik istiyor, diğeri istemiyor. İlişkilerde en büyük çıkmaz evlilik mi sahiden?
- E.K: Ben evlilikten kaçacak yapıdayım mesela. Korkuyorum evlilikten. Ama ‘her erkekte böyledir’ demek yanlış. Bu ayrılık sebebi midir?
- D.E: Öğretilen şeylerle de çok ilgili bunlar… Büyüyeceksin, her an her dakika gelinlik giymek isteyeceksin, o gece senin gecen olacak, çoluk çocuğa karışacaksın falan… Bilinçaltına kodlanıyor bu. Sonra birini buluyorsun, belki de gerçekten evlenmen gereken insanın o olup olmadığını çok da düşünmeden ‘evlenmeliyim’ diyorsun.
- E.K: Doğrunun o olduğuna inanıyorsun…
- D.E: Evet çünkü varılması gereken nokta ne? Evlilik! Erkek ‘tamam evlenelim’ dediği an, evlenmekten vazgeçen kadınlar da var tabii, her şey çözüldü ya, olacağına vardı ya…
- E.K: Testosteron diye bir oyun oynuyoruz; şöyle bir replik var, diyor ki oradaki bir bilim adamı: Kadın kendisini dölleyecek, ona en iyi yumurtayı verecek ve ona en iyi babalığı yapacak erkeği arar, hayatı onunla geçer. Yani genetik olarak bu böyledir. Kadının derdi en doğru tohuma ulaşmaktır. Oysa erkek, başarısını aşklarının sayısıyla artırır.
- D.E: Erkek spermlerini her yere dağıtmak istediği için düzen bozuluyor mu demek istiyorsun?
- E.K: Erkek kendisini öyle başarılı sayıyor. Ne kadar çok skor yaparsa o kadar başarılı!
- Geçenlerde Can Gürzap “Bir çift güzel bacağın peşinden gitmeyecek erkek yoktur!” demişti. Bu gerçeği kabul edince her şey kolaylaşır mı?
- D.E: Hayatta nefis diye bir gerçek de var ki, insanların kontrol etmeleri gerekir bunu. Çünkü o nefsine hâkim olamazsan çok yersin, çok şişman olursun, çok yağlanırsın, çok sağlıksız olursun. Her şeyin aşırısını yapmak da bünyeye zarar verir. Çok seks için de geçerlidir bu, çok uyku için de, çok yemek yemek için de… İnsan illa bir ilişkiden tatmin olmayı bekleyeceğine, önce kendinden tatmin olmalı bence. Kendinden tatmin olunca, karşındaki insana da bu zemini sağlarsın.
- E.K: Evet herkes nefsine hâkim olsun! (gülüyor)
BÖYLE BİR KADIN OLUR MU HİÇ?
- Bol bol doğaçlama da yapıyorsunuz. Hangi anlarda devreye giriyor sizin geçmişiniz, esprileriniz, hikâyeleriniz?
- D.E: O çok birbirine karıştı artık. Bir kere çok güzel, çok iyi bir uyarlama.
- 20′den farklı ülkede yayımlanıyor bu dizi. Senaryoya baktığınız zaman, bütün bu ülkelerde ilişkiler, çıkmazlar aynı mı?
- D.E: Evet, kadının ve erkeğin derdi aynı. Zaten bize konuyu veriyorlar, biz onların Türkiye’de yaşayan versiyonlarını canlandırıyoruz. İki Türk insanının tavırları, Akdeniz kadınının o sıcaklığı vs. Diğer ülkelerde dizinin adı 1 Erkek 1 Kadın, bizde tam tersi. Zaten sormuşlar hemen; kadının bazı şeyleri tekrar ele alması gibi bir şey mi söz konusu Türkiye’de? Çok da güzel bulmuşlar. Bize de elimizdeki tekstler bittikten sonra devam etme şansı veriyorlar aslında.
- E.K: Yani kadının sesi bizim dizimizde biraz daha çok çıkıyor, çünkü bunu biz de tercih ediyoruz. Geçen sene Dünya Kadınlar Günü’nde Çetin Altan yazmıştı; evli kadınların yüzde 50′si tacize uğruyor, yüzde bilmem kaçı bebeğini karnındayken kaybediyor falan. Yani biraz daha kadının ön planda olmasının sakıncası yok bizim için…
- D.E: Evet, kadının boşa, dır dır dır konuştuğu skeçler de var. Ama bu kadın, Türkiye’de birçok kadının söylemekten çekindiği, yapmak isteyip de yapamadığı, yaşayamadığı bir çok şeyi yapıp yaşayan, bunu da çok sempatik bir şekilde, içinden geldiği gibi yaptığı, o özgürlüğü içinde bulundurduğu için dikkat çekiyor.
- E.K: İnsanlara ‘böyle kadın olur mu hiç?’ dedirtiyor. Oysa böyle kadın, olmalı!
- D.E: Olmalı, çünkü bence Türkiye’de kadınlar delirmek üzere!
- Bahsettiğiniz şey ne?
- D.E: Biz etrafımızı, çevremizdeki insanları biliyoruz. Anadolu’ya baktığında kadınlar gerçekten delirmek üzere…
- E.K: Hâlâ ‘kızını okula gönder’ diyoruz, olur mu böyle bir şey ya?
- D.E: Hâlâ, ‘sen bilmezsin, abin bilir’ laflarıyla büyütüyoruz kızları…
İDDİALIYIZ,DİKKAT ÇEKİYORUZ
- Yani kadınlar adına bir misyonu mu var dizinin?
- D.E: Misyon değil bu. En azından, azınlık da olsa böyle bir kitle, böyle kadınlar var, bunu göstermek istiyoruz. İlk başta çok konuşulmuş bu, yani ‘Böyle bir dizi yapıyoruz da Türkiye’de kim izler bunu?’ diye… Özellikle yönetmenimiz Müge Turalı, sonra Mehmet Altıoklar ve Türkmax “Olsun, en azından biz ve bizim gibilere yapalım,” demişler. İzleyenler anlıyor ama izlemeyenler, Türkiye için radikal bir iş sanıyor.
- Mesele tam da bu. Dizideki skeçlerin çoğu yaşanıyor kadın-erkek arasında, ne bir eksik ne bir fazla. O halde neden bu dizi bize radikal ya da sıradışı geliyor?
- D.E: Çünkü çok gerçek zamanda anlatılıyor. Yani gerçek hayatta, gerçek zamanda o olayı yaşadığınız zaman neyse, skeçte de onu aynı zamanda ve aynı süreçte yaşıyoruz. Uzamıyor iş. Bir de gizli kamera efekti var.
- E.K: Bir kere işin sivri bir tarafı var. İddiası olan bir iş yani, o da dikkat çekiyor. Ekranda çok klişe, temcit pilavı gibi birbirinin benzeri işler olduğu için, dikkat çekiyor ister istemez.
- Ve saklamadan, gizlemeden her şeyi gösteriyor. Adam prezervatif alabiliyor, kadın ped alışverişi yapabiliyor, kadın sevişmek istediğini söyleyebiliyor, asansörde sevişiyorlar..
- E.K: Siz neden seyrediyorsunuz mesela? Size neresi keyif veriyor?
- Çünkü gerçek, çünkü hepimizin yaşadıkları var orada, çünkü yaşadığımız her durumun komiğini anlatıyorlar, keyifli. Ama burada soruları ben soruyorum!
- E.K: Biliyorum, (gülüyor) bizim amacımız da tam bu. O yüzden, ‘belli bir kitleye yapılabilir, belli bir kanalda yayınlanabilir’ diye düşünülen iş, şimdi herkes tarafından internette seyrediliyor. Çünkü kadınla erkeğin sınıfı yok ki, ilişkilerin farkı yok ki; konfor farkı dışında.
ÇATIŞMALAR DİZİYİ İZLENİR YAPIYOR
- Zeynep’le Ozan’ın evlilik dışındaki en büyük çatışması ne?
- E.K: Düzen konusu.
- Erkeğin doğası tabii! Spermlerini nasıl dağıtıyorsa, ortalığı da dağıtması gerekiyor değil mi?
- D.E: (kahkahalar) Ha bak, bu çok iyiydi işte!
- E.K: İki kadın yan yana geldi mi, erkeklere böyle geçirmeye başlıyor işte! Şöyle söyleyeyim; Ozan ve Zeynep zaten birbirlerinden çok farklı. Bu kadar zıt iki kutbun bir arada mutlu yaşayabilmesi sorun zaten. Diziyi hem seyredilesi hem sevilesi kılan da bu.
- Ozan Adanalı ve Fenerli. Doğdukları yere göre değişiyor mu ilişkilere bakış açısı, alışkanlıklar, vs?
- D.E: Ben de dizide Manisalı, Egeli bir kadınım ve Galatasaraylıyım. Bunu bilmek de kolaylık sağlıyor açıkçası çünkü gözlemlerimizi, kendi geçmişlerimizden bazı şeyleri aktarıp doğaçlama yapabiliyoruz o zaman.
- E.K: Farklı kültürler olunca çatışmalar da artıyor haliyle…
- D.E: Evet, böylelikle insanların geçmişlerinin de ne kadar önemli olduğunu anlatıyor dizi. Herhangi bir yer de olabilirdi ama espri bulmada falan çok yardımcı oldu bu durum bize, daha rahat olabildik.
KADIN DEDİĞİN NEVROTİK BİR ŞEYDİR
- Dizideki kadın, yani Zeynep biraz çatlak ve kaprisli.
- D.E: (kahkahalar) Nemrut diyelim. – Taraf mı tutuluyor acaba?
- D.E: Ama kadın dediğin, bence de nevrotik bir şeydir.
- Yok ya! Siz ne diyorsunuz Emre?
- E.K: Değil midir?
- Haydaaa! Erkek nasıl bir şeydir?
- E.K: Erkek doğanın yarattığı en mükemmel yaratıktır. (kahkahalar)
- D.E: Bilmez o; çocuk gibidir erkek.
- Bütün bunları biliyoruz, tamam ama hangi taraflarımızı yontarak ilişkiye katkıda bulunuyoruz ya da hangi taraflarımızdan hiç taviz vermiyoruz?
- D.E: Dinlemek önemlidir bence… Gerçekten empati kurmaya çalışarak dinlemek ve kendini kontrol altında tutmaya çalışmak. Yani teslim olmak… Teslim olmadan teslim alamazsınız çünkü kimseyi. Kenetlenme teslimiyetle gelir.
- E.K: Taraflar birbirlerine tahammül alanlarını ne kadar genişletirse ilişkilerin o kadar rahat yürüyeceğini düşünüyorum. Ben, ilişkilerde tahammülsüzlük sorunu olduğunu düşünüyorum. Her ilişki için genelleyemem ama; tahammül alanlarımızı, anlayışlarımızı değiştirip genişletirsek daha rahat kurarız ilişkileri.
- D.E: Bir de yalan söylememek, çok önemli bir şey.
İYİ İLİŞKİNİN İLK KURALI: KADINLA TARTIŞMAYACAKSIN!
- Teksti okurken, rolünüzü canlandırırken kendi adınıza öğrendiğiniz ne oldu?
- D.E: Hemen söyleyeyim: Kadının ilk aklına geleni hemen söylememesi gerektiğini öğrendim! Çok dır dır yapınca, bir konuda haklıyken haksız duruma düşebiliyor kadın çoğu zaman. Bunda kendimi kontrol etmeye çalışıyorum. Daha sessiz yapmaya çalışıyorum en azından (gülüyor).
- E.K: Kadınla tartışmayacaksın! Kendiyle ilgili sorduğu sorulara da düşünmeden cevap vereceksin. – D.E: Mesela, şapkam nasıl?
- E.K: “Harika!” Budur yani.
MUTLU OLMAK İÇİN YAŞIYORUZ
- “Bir kadın bir erkeği sadece eğlendirerek istediği kadar elinde tutabilir,” demişsiniz bir başka röportajda. Yani mesele bu kadar basit midir Demet?
- D.E: Bu basit bir şey değildir ki! Eğlenmek çok ciddiye alınacak bir şeydir ve hayatın en önemli mihenk taşlarından biridir bence. Şu hayatta eğlenebilmek insanı mutlu eden tek şeydir. Eğlenmeyi es geçersek hayatın tadına varamayız bence.
- Bunu sağlayarak bir kadın sizi elinde tutabilir mi ya da her şey çok daha iyi olabilir mi Emre?
- E.K: Kesinlikle olur. Ne için yaşıyoruz ki? Mutlu olmak için. Hepimizin amacı o. Para kazanmak da mutlu olmak için, sağlıklı olmak da mutlu olmak için, bir kadınla beraber olmak da mutlu olmak için.
- D.E: Her şey eğlence aslında.
- E.K: Tabii bu ters bir denkleme gitmesin, ‘Günün birinde bir erkek seni daha çok mutlu ederse ona mı gidersin’ diye tuhaf geyiklere varmasın yani. (kahkahalar)
- Bir erkek, bir kadını elinde nasıl tutacak peki?
- E.K: Bir erkek bir kadını eğlendirerek tavlar zaten; öyle kandırır. Sonra tartışmadan, kadın ne isterse onu yaparak devam ettirir.
- D.E: Kafasında yapamadıkları da kalır ama kadının. (kahkahalar) Hep denir ya, ‘Ah beni kimler kimler istemişti’ diye de hep düşünür…
NEDEN BİR MİLYON TANE SPERM ÜRETİYORSUNUZ ACABA?
- Teksti okurken, rol yaparken ‘tam da bunu yaşadım’ dediğiniz hikâyeler çıkıyor mu karşınıza?
- D.E: Evet çok oluyor…
- E.K: Asıl bazı sahneler var ki, ‘Yok artık, bu kadarı olmaz,’ diyoruz. Seyredenler telefon açıp “Aynısı geldi başıma,” diyor. Kalakalıyoruz!
- En çok tepki ya da eleştiri aldığınız skeç hangisiydi peki?
- E.K: Zeynep çocuk düşürdü, finalde dramatik bir sahnemiz vardı. Kadın-erkek arasında olağan bir durum ama bizim dizimiz komedi dizisi olduğu için, ‘niye böyle oldu, niye bizi üzdünüz’ gibi tepkiler geldi.
- Peki en sevilen, en beğenilen skeç hangisiydi?
- D.E: Herkesinki farklı. Asansörde kalma anlarını ben seviyorum mesela..
- Fanteziniz mi var?
- D.E: (gülüyor) Öyle bir fantezim yok, onu düşünmedim. Oradaki skeçleri çekerken çok eğlenmiştik, çok gülmüştük, çok güzel tepkiler geldi.
- E.K: Biz yatak sahnelerinde çok eğleniyoruz! (gülüyor)
- D.E: Şimdi manşeti getiriyorum gözlerimin önüne Emre!
- E.K: Hayır onu demek istemiyorum, çekimlerinde çok eğleniyoruz, çok gülüyoruz…
- D.E: Ha mesela, Zeynep’in araba kullanma sahnesi çok iyiydi. Debriyaja doğru yerde basamıyor Zeynep bir türlü; “Ya şunun kavrama noktasını bul” diye damarları şişerek, aşağılayarak bağırmaya başlıyor Ozan. “Sen benim yatakta kavramı noktamı bulmayınca ben sana bağırmıyorum ama,” diyor Zeynep de. Yani bi dur, sakin ol diyor (kahkahalar).
- E.K: Kadınların en çok sevdiklerinden birini biliyorum… Praktiker gibi bir alışveriş merkezine gidiyorlar. Çivi arıyorlar, Ozan “Ben her yeri bilirim burada. Bak, şurayı dönünce çiviler orada,” diyor. Dönüyorlar orası değil… Zeynep diyor ki “Neden bir milyon sperm üretiyorsunuz biliyor musun? Çünkü içlerinden hiçbiri çıkıp ‘durun lan, bir yol soralım’ demeyi akıl edemiyor, o yüzden bir milyon taneyi salıyorsunuz…” (kahkahalar) Çok önemli bir skeçti ya!
CİNSELLİĞİ BASTIRMAK ONU YOK ETMEZ
- Kadın cinselliğine bakışı da değiştirir mi bu dizi?
- E.K: Kesinlikle!
- D.E: Bir şey varsa vardır, onu bastırıyor olman onu yok etmez! Başka bir taraftan, çok olmadık bir yerden, bir irin gibi sana zarar vermesine, bir sivilce gibi çıkmasına neden olur sadece. O da bir yerden patlar, kötü görünür, yara olur. Gerek yok yani; bir şey varsa doğada, aynı şeyi erkek de yapıyorsa eğer, bu ayıp bir şey değildir, bu insana dair bir şey demek ki. Kadın da bir insan olduğuna göre!
- Biz ‘ne kadar doğal, ne kadar gerçek’ diye konuşuyoruz ama başka ülkelerde haber öncesi yayınlanan dizi, bizde gece yarısı yayınlanıyor. Neden?
- D.E. Başka ülkelerde de hiç yayınlanmıyor! Bir geçiş süreci yaşar her ülke…
- E.K: Daha henüz ‘ulusal kanalda yayınlanamaz’ diye bir şeyle karşılaşmadık henüz. Olur mu olur, belli olmaz.
BİR ŞEYLERİ TEDAVİ ETMEK İÇİN BU DİZİ VAR
- Kadın cinselliğinin çok ön plana çıktığı bir format bu aslında. Bunun sebebi ne, kafalardaki bazı şeyleri yıkmak için mi bu kurgu?
- D.E: Bir şeyleri tedavi etmek için. Erkeğin mutlu olduğu kadar kadın da mutlu olursa, daha sakin ve daha az nevrotik olabilir.
- E.K: Erkeğini daha çok mutlu etmek için de çaba sarf eder öyle olduğu zaman.
- D.E: Kendini mutlu etmiş olur canım, niye erkeği etsin!
Sohbet Odaları - Yorum (0)
Oca 03 2010
Sevgilinin Kollarında Uyunan 5000 Yıl
Shakespeare’in ünlü karakterleri Romeo ve Juliet’in birlikte öldüğü İtalya’nın Mantua bölgesinde iki aşığın birbirlerine sarılı iskeletleri bulundu. Sevgililerin en az 5 bin yıldır bir arada yattığı tahmin ediliyor
İtalya’nın Mantua bölgesinde birbirine sarılmış bir halde 5 bin yıllık iki iskelet bulan bilim adamlarının akıllarına ölümsüz aşkın simgesi olarak gösterilen Romeo ve Juliet geldi. Shakespeare’in ünlü eseri Romeo ve Juliet’in birbirlerinin aşkı uğruna hayatlarını sonlandırdıkları Mantua bölgesinde bulunan iki iskelet arkeologları şaşkınlığa uğrattı. Bilim adamları şimdi beş bin yıldır birbirlerinden ayrılmayan bu iki aşığın ölüm nedenlerini araştıyor.
ROMEO VE JULIET GİBİ
Araştırmanın başkanı Elena Menotti, iskeletlerin esrarını çözmeye çalıştıklarını, tahminlerine göre erkeğin öldürülmesinin ardından sevgilisinin de ona sarılarak hayatına son verdiğini söyledi. Çiftin evli olduklarına dair bir işaret olmadığını belirten Menotti, hayatında hiç birbirine böylesine sıkı sıkı sarılan bir çift görmediğini de sözlerine ekledi. İskeletlerin dişlerinde yapılan ilk incelemelere göre aşıklar çok genç yaşta hayatını kaybetti. İtalya’nın kuzeyinde tarihi Verona şehrinde yaşayan Romeo ve Juliet, ailelelerinin arasındaki kan davası yüzünden birleşemezler. Gizlice evlenen iki aşık ailelerin arasındaki gerilim yüzünden bir araya gelemezler. Juliet’in başka bir erkekle evleneceğini duyan Romeo, şehri terk ederek Mantua’ya gider. Juliet ise sevmediği bir adamla evlenmemek, gerçek aşkına kavuşabilmek için ölü taklidi yapar. Romeo döndüğünde Juliet’in öldüğünü zanneder ve zehir içerek canına kıyar. İlacın tesiri geçtikten sonra uyanıp Romeo’nun cesediyle karşılaşan Juliet de intihar eder…
Sohbet Odaları - Yorum (0)
Ara 30 2009
Aldatan Bir Eşiniz Olduğuna Dair İşaretler?
Her erkeğin en korktuğu şey aldatılmaktır. Eğer eşinizin sizi aldattığından şüpheleniyorsanız, şu belirtileri arayın
Harika bir kızla evlisiniz, sağlam bir ilişkiniz var ve sizi asla aldatmaz… öyle mi? Yanlış. Erkekler, bir kadının yoldan çıkma isteğini asla hafife almayın; kadınlar ilişkilerinde erkekler kadar sadakatsiz olabilirler. Eşlerinin kendileri aldatması çoğu erkeği yakalayan bir düşünce. Eşinizin başka bir adamın orasını burasını ellediği düşüncesi bile tüylerinizi diken diken edebiliyor. Bu yüzdendir ki, sizi aldatan bir eşiniz olduğunu gösteren şüphe götürmeyen işaretleri aramak her zaman için önemlidir.
Eşinizin size aldattığını gösteren belirtiler nelerdir ve bu konuda ne yapabilirsiniz? Onu sizi aldatmakla suçlamadan önce cevaplarınızı buradan alın.
Eşinizin sizi aldattığına dair en önemli belirtilerden biri davranışlarındaki değişikliktir. Eğer her zaman erkeklerle daha iyi anlaşmış ve birçok erkek arkadaşı varsa, arkadaşı Mustafa ile sinemada görüldüğünü duyarsanız paranoyak olmayın.
Eşinizin sizi aldattığını gösteren beş belirti:
1-Artık muhtaç durumda değil
Eğer eskiden alışverişe, spora gidemez veya caddeyi tek başına geçemezken şimdi aniden size ihtiyaç duymuyorsa, biri sizin yerinizi dolduruyor. Kendi için zamana ihtiyacı olabilir, fakat aşırı muhtaç durumdayken olağan dışı olarak bağımsız davranıyorsa, artık “size” muhtaç olmadığını işaret edebilir.
2-Artık sinirlenmiyor
Onunla öğle yemeği için buluşmak veya o ve arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istemediğinizde eskiden kızardı ancak şimdi yaptığınız herşey onun için iyidir. Bir zamanlar, yaptığınız herşey önceden planlanırken şimdi beceremediğiniz tüm küçük şeyler artık onu çileden çıkarmıyor. Bu iyi birşey olabilir, ancak artık neden umursamadığını merak etmeniz gerekir.
3-Gizemli olmaya başladı
Artık sizinle günlük olayları paylaşmıyor ve hayatında olup bitenler hakkında hiçbir bilgi vermiyor
4- Size odaklanır
Ona sorular sorduğunuzda, olayı size çevirir. Eski konuşkan insanın pili biter, ve ona gecesinin nasıl geçtiğini sorduğunuzda söylenen tek kelime “anne” olur. Bundan böyle “Bu gece şuraya gittim.”, “Bunu yaptım.” yerine artık konu tamamen siz, sadece siz olursunuz.
5-Sizi zevkle yıkar
Artık konu tamamen siz olduğunuza göre, sevgiliniz her zaman size kompliman yapar, sizinle dışarıya çıkmak ister, sebepsiz yere size “seni seviyorum” kartları verir ve hatta arabanıza gözkulak olmayı ve futbol maçını sizinle birlikte izlemeyi bile teklif eder. Bu jestler tatlı olmanın ötesine geçtiğinde, bu tip aşırı davranışlar birinden şüphelenmenizi kolaylaştırır. Eğer sizi inceliklere boğuyorsa, gerçekte neler olup bittiğini bilmeniz gerekir.
Bu durumla nasıl başa çıkarsınız?
Eğer belirtilerden herhangi birini sergiliyorsa paranoyak ve şüpheci olmaya gerek yok. Son zamanlardaki davranışlarının tutarlı olmadığını düşünüyorsanız veya onun yalanını yakalarsanız onu aldatmakla suçlamayın. Onun sizi aldatması için bir sebebi olup olmadığını veya onu kaybetmekten korktuğunuz için tüm bunların sizin hayal ürününüz olup olmadığını düşünün.
Şüphelerinizle başa çıkmamın birkaç yolu
Birşey hissediyorsunuz
Eğer aldatıyor olabileceğini düşünüyorsanız, ona yaklaşın ancak aldatmayı gündeme getirmeyin. Herşeyin yolunda olup olmadığını sorun ve son zamanlarda tuhaf davrandığını söyleyin. Ona davranışlarının nasıl değiştiğine dair örnekler verin ve bunun için bir sebep olup olmadığını anlamak ve bilmek istediğinizi söyleyin.
İletişim kanallarını açın ve ilişkide onu neyin sıkıntıya soktuğu konusunda size açılması için onu cesaretlendirin ve bu noktadan ilerleyin. Aldatan bir eş olduğu izlenimini veriyorsa, ona yakınlaşmak hassas bir durum olabilir.
Sinsi bir şüpheden fazlası varsa
Eğer sizi aldattığına inanmak için geçerli nedeniniz varsa onu suçlamayın veya tehdit etmeyin. Çünkü eğer yanılıyorsanız, ona gerçekten güvenmediğinize inanacaktır. Suçlamak yerine, “Neler olup bittiğini biliyorum’” veya “Kiminle arkadaşlık ediyorsun?” veya “Bilmem gereken birşey var mı?”, “Bana %100 dürüst olmadığına inanmamı gerektiren sebeplerim var” diyebilirsiniz. Bu biraz pasif görünebilir fakat olayı dikkatlice ele almalısınız çünkü eğer yanılıyorsanız, büyük bir vakti boşa harcamış olursunuz. Ancak haklıysanız kıyameti kopartmaya hakkınız var demektir.
Onu yakaladınız veya çok ciddi kanıtınız var
Bunun bir yanlış anlama olmasına imkan yoksa ve başka biriyle kırıştırdığına eminseniz, ona daha iddialı yaklaşın. Ne gördüğünüzü ona söyleyin, bunun sizi nasıl hissettirdiğini ve bununla ilgili ne yapmayı planladığınızı söyleyin.
Bağışlayın ve unutun
Bir ilişkide sadakatsiz olmanız korkunç birşeydir fakat burada durum tamamen başkadır. Eşinizin sizi aldatma sebebinin ilişkinizdeki bir problem olduğunu fark etmelisiniz. Eğer başka bir adamla sizi aldatıyorsa, ilişkinizdeki eksikliği başka yerlerde bulmaya çalışıyor demektir; ki bu davranışlarını haklı kılmaz sadece biraz daha az alçaklaştırır.
Bunu neden yaptığını düşünüyorsunuz?
Size sebebini söylemezse: Onu yine de bağışlayıp bağışlamayacağınızı gözden geçirmeniz gerekir.
Eğer ilişkinizle ilgiliyse: Hazır olduğunuzda, ilişkinizdeki sorunları çözebilirsiniz.
İlişkiniz tekrar denemeye değer mi?
Eğer aldatmasını unutup ona bir şansa daha verebilirseniz, hazır olduğunuzda oturup onunla konuşmalı ve bunu neden yaptığını anlamaya çalışmalısınız. Esasen hiçbir neden olmayabilir (sadece birkaç kadeh votkadan sonraki sersemliğin sonucu olabilir), fakat sizi aldatmasının bir sebebi varsa, o zaman neden yaptığını gözardı etmek bunu tekrar yapmasına yol açabilir ve o zaman kendinizi aldatmış olursunuz.
Aldatan kendi aldanır
Aldatmalar her ilişkiyi çıkmaza sokar ve iki türlü sonuç çıkar ortaya 1.Ayrılmak: Bu çoğu kişinin yapması gerekendir. 2.Zaman gerek: Affetme ve ona karşı hisleriniz çok kuvvetliyse bunu zor aşacaksın ama ilişkiniz sürecek. Sonuç olarak bir kişi aldatıyorsa onu kendi vicdanı ile başbaşa bırakmak en iyi yoldur.
Kaynak: Askmen Mynet
Sohbet Odaları - Yorum (0)
Ara 30 2009
Evlilik aşkı öldürüyor mu?
”Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkıyor” bilmecesi gibi, ”Evlilik mi aşkı, yoksa aşk mı evliliği öldürüyor” uzun yıllardır sorulan bir soru. Çoğu çifte göre zaman içinde heyecan kayboluyor ve sonuç aşkın ölmesi oluyor. Peki, işin uzmanları bu konu hakkında ne düşünüyor? Nilgün Yıldız
‘Flört ederken her şey farklıydı’ diyen kaç çifte rastladınız bugüne kadar? Aslında cevabı tahmin etmek hiç de zor değil. Birine âşık oluyor, İşte bu benim hayatımın sonuna kadar birlikte olmak istediğim insan diyor ve evleniyorsunuz. Sonrasında ne oluyor da, ilk günler bir gün bile görmemeye dayanamadığınız insan, aynı evin içinde size yabancı olmaya başlıyor. İşte bu soruyu işin uzmanı Psikolog Alanur Özalp’e sorduk ve kendisinden ilginç yanıtlar aldık.
Evlilik aşkı gerçekten öldürüyor mu, yoksa aşk, evliliğin içinde bir yerlerde mi saklanıyor?
Bir çiçek aldığınızı düşünün; eğer o çiçeğe su vermezseniz, altını çapalamazsanız, gübresini vermezseniz, o çiçek ölür. Evlilik de aynı şekildedir. Emek verirseniz, bununla ilgili çalışır ve düşünürseniz, bunların karşılığını alabiliyorsunuz. Evlendik iş bitti diye düşünürseniz, evlilik tabii ki aşkı öldürür. ‘İmzayı attım, garantiye aldım’ diye düşünmek yanlıştır.’İmzayı attır, yeter’ denilir; oysa bu doğru değildir.
Erkek ve kadının evliliğe bakış açıları çok mu farklı?
Erkeklere sorarsak evlilik aşkı öldürüyor; kadınlara bakarsak öldürmüyor. Kadınlar için daha güzel bir birliktelik, daha sıcak bir ilişki oluşuyor. Erkek ve kadının bakış açısı farklı. Genel olarak düşündüğümüzde erkekler evlilikten kaçtıkları için aşkı öldürüyor. Çünkü erkekler’Ne kadar keyif yapabilirsek yapalım, ne kadar çok kadınla birlikte olursak olalım’ diye düşünüyorlar. Evlilik aşkı öldürüyor, biz aşkımızı öldürmeyelim diye düşünüyorlar. Kadınlar ise bir an evvel evlenmek istiyor. Çünkü aile baskısı var; iş yerinde baskı var. Zaten üniversiteyi bitirdikten sonra belirli bir yaşa gelmiş oluyor. Çevredeki baskı da evde kalma korkusuyla birleşiyor.Bir adamı evliliğe razı edemedin, razı et gibi baskılar yapılıyor. Çünkü, kadın sevgili bulsa bile yine evlenme konusunda baskı oluşuyor. Bazen bize gelen kişilerin anlattıklarından nişanlılık dönemlerinde bu işin yürümeyeceğini fark ettiklerini anlıyoruz; fakat aile o kadar baskı içinde ki, bu evlilikten vazgeçerlerse ailede sanki herkes intihar edecekmiş gibi düşünüyorlar. Bir türlü o dönemde ayrılamıyorlar; fakat evlendikten sonra bu adamın kendisi için doğru olmadığını anlıyor. Ondan sonra ayrılma yoluna gidiyor. Bu aşamada hepimizin üzerinde, özellikle kadınların üzerinde baskı oluşuyor. Kadın ayrılmak istediği zaman ayrılamıyor, evlenmek istediği zaman da, baskıdan gözünü açıp, ‘Bu doğru adam mı?’ diye düşünemiyor.
Evlilikte yaşanan bu sorunların altında cinselliğin etkisi ne oluyor?
Cinsellik evlilikte çok önemlidir. İşin başında çiftler, genelde seks konusunda tecrübesiz olurlar. Bunun için seksi erteleyelim diye düşünüyorlar ve erteleme olayını kabul ediyorlar. Bazen de çiftlerin işleriyle ilgili yoğunluklar varsa, veya ekonomik sıkıntılar varsa bu tür sorunlara o kadar yoğunlaşıyorlar ki, seksi başka bir kenara koyuyorlar. Bir süre sonra birbirlerinden uzaklaşmaya başlıyorlar. Bu da bir süre sonra öfkenin başlamasına neden oluyor. Birbirlerine karşı kırgınlıklar, dargınlıklar ön plana çıkmaya başlıyor. Evliliğin ilk yıllarında her söylenene inanıyorlar. Mesela biri diyor ki, Günde iki defa yapın onlar da iki defa yapıyorlar. Bir diğeri diyor ki ‘Günde iki kere yapılır mı, haftada iki kere yapacaksın’ o zaman haftada iki defa yapıyorlar. Ne yaptıklarını bilemez hale geliyorlar ve kendilerinden çok emin olamıyorlar. Bazen utanma duyguları işin içine giriyor. Bir süre sonra birbirlerini tanımaya başlıyorlar. Vücutlarının her bir parçasının ne anlama geldiğini, nerelerinin, nasıl okşanması gerektiğini öğrenmeye başlıyorlar. O nokta önemli. Fakat o noktaya kadar bir takım olumsuzluklar yaşanmışsa, onları geriye doğru ittiyse, oradan sonra o noktayı bulmaları gecikiyor ve hassas noktaları bulamayabiliyorlar. O zaman da bir şekilde seks, çok gerekli değil, olmasa da olur, gibi bir bakış açısına giriyorlar. Bunlar tehlikeli noktalar.
Bu durumun, yetiştirilme tarzıyla bir ilgisi olabilir mi?
Bizde özellikle aile büyükleri çocuklarını büyütürken, sakın konuşmayın özellikle kadınlara, eşiniz sizin tecrübeli olduğunuzu düşünür, aklına kötü şeyler gelir gibi yanlış şeyler söylenir. Bilmezi oynayın derler. Bilmez bir kadınla bir şey yapmak çok da keyifli gelmez diye düşünüyor insan. Onun için de çiftler, bu konularda önyargılar, eksik bilgiler nedeniyle hayatında bazı şeyleri uygulamaya sokamayabiliyor. Anne ve babasından seks çok da önemli değil gibi şeyler görüyorsa, o da böyle düşünmeye başlayabiliyor. Aile yaşantısı bu nedenle çok önemli. Aile içinde, kadına değer veriliyor mu, erkeğe değer veriliyor mu, bunlar da çok önemli. Kadın sadece okşanılan bir obje mi, yoksa aynı zamanda konuşabilen, düşünebilen bir obje mi. Özellikle kadınlar sekse bakarken, ‘Sadece o iş için bana değer veriyor’ diye düşünüyor ve o işten soğuyorlar. O işten nefret ediyorlar. Bu nedenle de sekse yeteri kadar değer vermiyorlar, yeteri kadar vakit ayırmıyorlar. Hatta kızıyorlar. Tam tersine hareket ediyorlar. Seksi olmamaya, eşine dokunmamaya çalışıyorlar. Dokunursam uyarılır ve benden seks talebinde bulunur, diye düşünüyorlar. Bir şekilde iki kişi evliliği bilgisizlikten, bazen yanlış inançlardan, bazen de toplumsal baskılardan tatsız bir hale getirebiliyorlar.
Sohbet Odaları - Yorum (0)
« Önceki Sayfa — Sonraki Sayfa »